top of page

ÖRSELENMİŞ KADIN SENDROMUNUN TÜRK CEZA HUKUKU BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Buket Aslı Malkoç

Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi



  1. Giriş

Örselenmiş kadın sendromu, her ne kadar ağırlıklı olarak psikoloji alanında adı duyulmuş olsa da kadın-erkek ilişkilerinin hukuki boyutu açısından gittikçe önem kazanmaktadır. Doğuşunun Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştiği kabul edilse de (Küçüktaşdemir 550) günümüzde Türk hukukunda da tartışma konularından birini oluşturmaktadır. Feminist kadınlar ve hukukçular için gün geçtikçe üzerine yoğunlaşılan bu sendromun ceza hukukunda hangi başlık altında kabul edileceği konusunda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Sistematik erkek şiddetine maruz kalmanın sonucunda suç işleyen kadının akıbetinin ne olacağı feminist ideoloji ile ceza hukuku kurumları arasında bir dengenin kurulması ihtiyacını doğurmaktadır. Bu blog yazısında, Türk hukukunda yer alan meşru müdafaa ve haksız tahrik indirimi başlıkları altında örselenmiş kadın sendromu incelenecektir.


 2.Örselenmiş Kadın Sendromu Nedir?

Örselenmiş kadın sendromu (Battered Woman Syndrome) ilk olarak 1975 yılında Leone Walker tarafından ileri sürülmüştür (Küçüktaşdemir 550). Bu sendrom, şiddet döngüsü içine giren ve öğrenilmiş çaresizlik sonucunda bu döngüyü kıramayan kadının en sonunda kendisine şiddet uygulayan erkeği öldürmesi olarak tanımlanmaktadır. Kadının maruz kaldığı cinsel, fiziksel veya psikolojik şiddet yaşamının bir parçası haline gelmektedir. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak döngüyü değiştirme gücünü kendinde bulamayan kadınlar kendilerini öğrenilmiş bir çaresizlik içinde bulmaktadır (Küçüktaşdemir 552). Kadınlar, içinde bulundukları ve bir türlü kıramadıkları şiddet döngüsü nedeniyle bir çeşit travma sonrası stres bozukluğu olarak nitelendirilen psikolojik bir bunalıma girmektedir (Küçüktaşdemir 555).

           

Şiddet döngüsünü kırma gücünü hissetmemenin yanı sıra şiddet içeren ilişkisini bitirmeye çalışan kadınların kimi zaman daha çok şiddete maruz kaldığı toplumda görülmektedir. İlişki bitirilebilinse de şiddet tehlikesi varlığını devam ettirmektedir. Görülüyor ki kadın, ilişkinin içinden çıkmaya yeltense ve hatta çıkabilmeyi başarabilse bile maruz kaldığı erkek şiddeti varlığını sürdürmektedir. İçine hapsolduğu bu durumdan kurtulmanın yolunu şiddetin kaynağı olan erkeği öldürmek olarak gören kadının hukuki durumunun ne olacağı ise tartışma konusudur.


3.Türk Ceza Hukukundaki Yeri

Amerika Birleşik Devletleri Federal Mahkemesi’nin içtihatlarda çokça karşımıza çıkan örselenmiş kadın sendromu, Yargıtay kararlarında isimsiz olarak da olsa kendini göstermektedir.


Hukuka uygunluk nedenlerinden olan meşru müdafaa Türk Ceza Kanunu madde 25’te düzenlenmiştir. 25. madde fıkra 1’de “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” şeklinde düzenlenmektedir. Haksız bir saldırı, meşru bir tepki ve savunma söz konusu hukuka uygunluk nedeninin unsurlarıdır. Öncelikle ortada bir saldırı mevcut olmalı ve bu saldırı bir hakka yönelik ve haksız olmalıdır. Savunma ise saldırgan üzerinde gerçekleşmelidir ve zorunlu olmalıdır. Ek olarak, savunma saldırı ile orantılı olmalıdır (Toroslu ve Toroslu 166). Örselenmiş kadın sendromunun görüldüğü durumlarda genellikle kendisine şiddet uygulayan erkeği öldüren kadın bu fiili saldırı anından sonra gerçekleştirmektedir. Bu nedenle intikam alma durumunun oluşmasını engellemek amacıyla aranan saldırı ve savunmanın hem zaman olması gerekliliği sağlanmamaktadır (Küçüktaşdemir 565). Sürekli tekrarlanan bir şiddet döngüsünün içerisinde olan ve stres bozukluğu yaşayan kadın açısından uğradığı şiddetin yeniden tekrarlanacağı kaygısı mevcuttur (Küçüktaşdemir 566). Türkiye’nin sosyal, politik ve hukuki durumu göz önünde tutulduğunda ise şiddete uğrayan kadınların kolluk kuvvetleri tarafından gerek geç gelinerek gerekse geldikten sonra kadını koruyucu önlemler almak yerine faili olan erkekle aralarını düzelttirmeye çalıştığı görülmektedir. Kadınları şiddetten koruyucu önlemleri almakta yetersiz kalan ve hukuku gerektiği şekilde uygulamaktan alıkoyan kadın düşmanı politikaların bir yansıması olarak kadınların kendi adaletlerini sağlama ve kendi kurtuluşlarını arama ihtiyaçları ortaya çıkmıştır. Hukuk güvenliği ilkesinin etkisinin zayıflamasıyla hayatlarını kurtarmanın çaresinin suç işlemekte bulan şiddet mağduru kadınların eylemi, var olan meşru müdafaa kurumunun unsurlarıyla uyuşmamaktadır.


Örselenmiş kadın sendromu ışığında incelenmesi gereken bir başka başlık ise haksız tahriktir. Türk Ceza Kanunu madde 29’da düzenlenen haksız tahrik, insanda ortaya çıkan buhran ve öfkeye hukuki sonuç tanınması anlamına gelir (Toroslu ve Toroslu 288). Haksız tahrikten söz edebilmek için insandan kaynaklanan tahrik edici bir fiil gereklidir ve bu tahrik edici fiil haksız olmalıdır. Bunun yanı sıra haksız fiil failde hiddet veya şiddetli eleme neden olmalıdır, hiddet ve elem haksız fiilden kaynaklanmalıdır. Son olarak failin işlediği suç, içinde bulunduğu hiddet veya elem halinin bir sonucu olarak ortaya çıkmalıdır (Toroslu ve Toroslu 290). Örselenmiş olan kadın, hiddet ve şiddetli elemden de öte akıl sağlığına zarar veren bir bozukluk yaşamaktadır. İlliyet bağını kesen boyutta bir orantısızlık olduğu durumlar hariç tutulmak üzere, failin haksız tahrik indiriminden yararlanması için tepki ile haksız tahriki oluşturan fiil arasında oran aranmamaktadır (Toroslu ve Toroslu 291). Bu nedenle Meşru müdafaadan farklı olarak, tepki, tahrik edici fiilden hemen sonra gerçekleşmek zorunda değildir. (Toroslu ve Toroslu 290). Bu bilgilerin ışığında, örselenen kadının somut olayın özellikleri dahilinde işlediği suç dolayısıyla haksız tahrik indirimine tabi olabileceği kabul edilebilecektir.


4. Sonuç


Düzenli bir şekilde erkek şiddetine maruz kalan kadınların öğrenilmiş bir çaresizlikle şiddet döngüsünü kıramamaları sonucunda faillerini öldüren kadınların hukuki akıbetinin ne olacağı çeşitli ülkelerde görüş ayrılıklarına sebebiyet vermektedir. Örselenmiş kadın sendromu, kimi hukukçular tarafından var olan hukuki kurumların içine yerleştirilmeye çalışırken kimileri tarafından ise mevcut ceza hukuku kurumlarında çeşitli değişiklikler yapılması gerektiğini savunmaktadır. Kadın-erkek dinamikleri arasında gün geçtikçe derinleşen sosyo-ekonomik ve toplumsal güç dengesizliğinin derinleşmesiyle örselenen kadınların durumuna hukuki bir çözüm getirmek şart olmuştur. Bu çözümün var olan çözümlerde yapılan bazı değişikliklerle mi yoksa tamamen yeni düzenlemelerle mi gerçekleşeceği hala bir soru işareti niteliğindedir. Ancak bilinen bir gerçek var ki toplumsal cinsiyet eşitliğini ve kadınların özgürleşmesini sağlamanın yolu devletin etkin politikalar yürütmesi ve hukukun amasız şartsız uygulanmasından geçmektedir.


Kaynakça

Küçüktaşdemir, Özgür. Ceza Hukukunda Örselenmiş Kadın Sendromu. Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi, cilt.1. sa.2, 2015.

Toroslu, Nevzat, ve Haluk Toroslu. Ceza Hukuku, Genel Kısım. Savaş Yayınevi, 2016.

2 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
Yazı: Blog2 Post
bottom of page