Biyolojik Çeşitliliğin Korunması, GDO ve Biyogüvenlik Çerçevesinde Hukuksal Yaklaşım

Biyolojik çeşitliliğin korunması, genetiği değiştirilmiş organizmalar ve biyogüvenlik çerçevesinde hukuksal yaklaşım

Legal Approach to Conservation of Biological Diversity Within the Framework of Genetically Modified Organisms and Biosafety

Tuna YELKEN

ORCID: 0000-0001-7955-4337

Bilkent Üniversitesi Üniversiteler, Çankaya/Ankara, 06800 Ankara, Turkey


Abstract

In this study, laws and regulations issued(enacted) on biosafety and genetically modified organisms (GMO) in Turkey and world have been evaluated. The Convention on Biological Diversity was accepted at the Environment and Development Conference held in Rio de Janeiro and entered into force in December 1993. Turkey has become one of the parties of Convention on Biological Diversity by ratifying with Law No. 4177 in 1996. Issue of Biosafety came up for the first time in the international framework with the Cartagena Protocol. The Cartagena Biosafety Protocol was prepared in 2003 as an additional protocol of the Biodiversity Convention in the United Nations and it is the first universally binding legal document on genetically modified organisms. Turkey has ratified the Cartagena Protocol in 2003 and then "Biosafety Law" prepared and published in the official newspaper on March 26, 2010. Later, the "Regulation on Genetically Modified Organisms and Their Products" based on the Biosafety Law was prepared and enacted on September 26, 2010. Biosecurity covers all measures to be taken to determine the adverse effects that may be caused by genetically modified organisms and to eliminate the possibility of the occurrence of the identified risks or to control the damages that will occur in case of emergence of risks. Dissemination of genetically modified organisms using the developing possibilities of biotechnology; It raised concerns that it might pose negativity and risks on biological diversity, human health and socio-economic structure. Well planned and effectively controlled biosecurity systems are needed in order to anticipate possible risks and take the necessary precautions.

Key words: biosecurity, genetically modified organism(GMO), biological diversity, protection

---------- * ----------

Biyolojik çeşitliliğin korunması, genetiği değiştirilmiş organizmalar ve biyogüvenlik çerçevesinde hukuksal yaklaşım

Özet

Bu çalışmada Türkiye ve Dünyada biyogüvenlik ve genetiği değiştirilmiş organizmalar kapsamında çıkarılmış yasa ve yönetmelikler değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Rio de Janeiro'da yapılan Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda kabul edilerek Aralık 1993’te yürürlüğe girmiştir. Türkiye “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi”ni 1996 tarihinde 4177 Sayılı kanun ile onaylayarak sözleşmenin taraflarından biri konumuna ulaşmıştır. Biyogüvenlik konusu uluslararası çerçevede ilk kez Cartagena Protokolü ile gündeme gelmiştir. Cartagena Biyogüvenlik Protokolü, 2003 yılında Birleşmiş Milletler’de Biyoçeşitlilik Sözleşmesi’nin ek bir protokolü olarak hazırlanmış olup genetik olarak değiştirilmiş organizmalar ile ilgili, evrensel düzeyde bağlayıcılığı olan ilk hukuk belgesi olma özelliğini taşımaktadır. Cartagena protokolünü Türkiye 2003’te onaylamış ve ardından "Biyogüvenlik Kanunu" hazırlanarak 26 Mart 2010 tarihinde Resmî gazetede yayımlanmıştır. Daha sonra Biyogüvenlik Kanununu dayanak alan "Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik" hazırlanmış ve 26 Eylül 2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Biyogüvenlik, genetiği değiştirilmiş organizmaların oluşturabileceği olumsuz etkilerin belirlenmesini ve belirlenen risklerin oluşma olasılığının ortadan kaldırılmasını veya risklerin ortaya çıkması durumunda oluşacak zararların kontrol altında tutulması için alınacak önlemlerin tümünü kapsamaktadır. Biyoteknolojinin gelişen imkanlarının kullanılarak genetiği değiştirilmiş organizmaların yaygınlaşması; beraberinde biyolojik çeşitlilik, insan sağlığı ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde olumsuzluk ve riskler taşıyabileceğine ilişkin kaygıları gündeme getirmiştir.

Olası riskleri daha önceden tahmin etmek ve ihtiyaç duyulan tedbirleri önceden almak için iyi planlanmış ve tüm dünyada etkili bir şekilde denetlenen biyogüvenlik sistemlerine ihtiyaç vardır.

Anahtar kelimeler: biyogüvenlik, genetiği değiştirilmiş organizma (GDO), biyolojik çeşitlilik, koruma

1. Giriş

Biyolojik çeşitliliğin korunması ve biyogüvenlik dünyanın karşılaştığı en önemli sorunlardan biri olmaya devam etmektedir. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve biyogüvenliğin sağlanmasına yönelik çok sayıda ulusal ve uluslararası kanun ve hukuksal düzenleme bulunmaktadır. Bunlar sürekli gelişen teknolojinin yarattığı sorunları çözmek hatta olası riskleri önemli bir sorun haline gelmeden ortadan kaldırmak ve potansiyel sorunların oluşmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Günün ihtiyaçları ve yeni ortaya çıkan sorunları ve olası riskleri önceden engellemek amacı ile sürekli yenilenmektedir. Biyolojik çeşitliliğin korunması kapsamda Türkiye çok sayıda uluslararası sözleşmeye taraf olmuştur. Örneğin 1950 yılında Kuşların Korunması Hakkında Uluslararası Sözleşmesi‘ne imza atmıştır. Bunu daha sonra yapılan diğer sözleşmeler ve biyogüvenlik sözleşmesi izlemiştir (Algan ve Dündar, 2005).

Bu çalışmada Türkiye’de biyolojik çeşitlilik, genetiği değiştirilmiş organizmalar ve biyogüvenlik kapsamında çıkarılmış mevcut yasa ve yönetmelikler değerlendirilmeye çalışılmıştır.

2. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve Biyogüvenlik Kanunu

Biyolojik çeşitlilik veya biyoçeşitlilik, genetik farklılıklara sahip türlerden oluşan, çok yönlü ekolojik işlevlere sahip değişik ekosistemlere dağılmış, sayı bakımından zengin canlılar toplumunun oluşturduğu yaşam dünyasıdır (Yücel, 2010). Biyolojik çeşitlilik; tür içi genetik çeşitlilik, türler arası çeşitlilik ve ekosistem çeşitliliği olmak üzere 3 hiyerarşik kategori altında değerlendirilebilir.

Biyolojik çeşitliliği belli alanlara yoğunlaşan uluslararası çeşitli sözleşmeler bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri şöyle sıralanabilir; Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi (Paris Sözleşmesi), Sulak Alanlar Sözleşmesi (Ramsar Sözleşmesi), Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES), Yabani Hayvanların Göçmen Türlerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Bonn Sözleşmesi-CMS), Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarının Korunması Sözleşmesi (Bern Sözleşmesi) (Hayırsever Topçu, 2012).

Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 3-14 Haziran 1992 tarihlerinde Rio de Janeiro'da yapılan Çevre ve Kalkınma Konferansında kabul edilmiş ve imzaya açılarak Aralık 1993’te yürürlüğe girmiştir.

Türkiye’de “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi”ni 29 Ağustos 1996 tarih ve 4177 Sayılı kanun (Resmî Gazete, 96/4177) ile onaylanması uygun bulunmuş ve 21 Kasım 1996 tarih ve 96/8857 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylayarak (Resmî Gazete, 96/8857), 27 Aralık 1996 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır (Resmi Gazete, 96/22860). Türkiye böylece sözleşmenin taraflarından biri konumuna gelmiştir.

Biyogüvenlik konusu Uluslararası çerçevede ilk kez Birleşmiş Milletler nezdinde hazırlanan Cartagena Protokolü ile gündeme gelmiştir. Cartagena Biyogüvenlik Protokolü, 2003 yılında Birleşmiş Milletler’de Biyoçeşitlilik Sözleşmesi’nin ek bir protokolü olarak hazırlanmış olup, genetik olarak değiştirilmiş organizmalar ile ilgili, evrensel düzeyde bağlayıcılığı olan ilk hukuk belgesi olma özelliğini taşımaktadır. Günümüzde Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmeliğin temelini “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin Cartagena Protokolü oluşturur.

Cartagena protokolünü Türkiye, 2003’te onaylamıştır (Resmî Gazete, 2003/5937; Resmi Gazete, 2003/25148). Türkiye’de "Biyogüvenlik Kanunu" hazırlanmış ve 18 Mart 2010 Tarihinde kabul edilerek, 26 Mart 2010 tarihinde Resmî gazetede yayımlanmıştır (Resmî Gazete, 2010/5977).

Biyogüvenlik Kanununu dayanak olarak alan "Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik" 13 Ağustos 2010 tarihinde Resmî Gazetede yayınlanarak 26 Eylül 2010 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, Türkiye’de Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlere ilişkin işlemler bu yönetmelik çerçevesinde gerçekleştirilmeye başlanmıştır (Resmî Gazete, 2010/27671).

3. Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünler

Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO), biyoteknolojik yöntemlerle canlıların sahip olduğu gen dizilimleri değiştirilerek, sahip olduğu özelliklerinin değiştirilmesi veya canlıya yeni özellikler kazandırılması ile elde edilen organizmalara verilen isimdir (Kulaç, Ağırdil ve Yakın, 2006). Genetiği değiştirilmiş organizma (GDO), canlının gen diziliminin değiştirilmesi veya canlıya çeşitli bakteri, virüs, hayvan ve bitkilerden gen aktarılarak doğal olarak kendi doğasında bulunmayan bir karakter kazandırılması ile elde edilir (Korkut, Soysal, 2013). Avrupa Birliği ise GDO’ları “Çiftleşme ve/veya doğal rekombinasyon yoluyla doğal olarak meydana gelmeyen bir şekilde genetik materyali değiştirilmiş insan dışındaki organizma” şeklinde tanımlamaktadır (Avrupa Birliği’nin 2001/18/EC sayılı Direktifi). Genetik mühendisliği teknolojisi kullanılarak üretilen organizmalar; genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO), biyoteknolojik ürünler, biyomühendislik veya transgenik ürünler, genetiği değiştirilmiş ürünler (GD), genetik olarak modifiye edilmiş organizmalar (GMO), genetik olarak modifiye edilmiş ürünler (GM), gen aktarımlı organizmalar gibi farklı isimlerle de tanımlanabilir.

Genetiği değiştirilmiş organizmalar tüm dünyada tartışılan bir konu olmaya devam etmektedir. Besin miktarının artırılması ve içeriğinin zenginleştirilmesi, besinlerin alerjik özelliklerinin azaltılması, besinlerin tedavi amacıyla kullanımı, herbisit ve pestisitlerin kullanımındaki azaltma gibi sağlık, tarım ve çevre açısından potansiyel yararları olduğu bildirilmektedir (Korkut, Soysal, 2013). Diğer taraftan halk sağlığını tehdit eden zararlarının olduğuna ilişkin çok sayıda görüş bulunmaktadır. Genetiği değiştirilmiş organizmaların; sağlık açısından (antibiyotik direnci, alerji, toksik etkiler, besin değerindeki değişmeler), tarımsal alanlar ve çevre açısından olası riskler (biyolojik çeşitliliğin yok olması, terminatör gen kullanımı, zararlılarda dayanıklılığın artması, GDO Genlerinin Toprak, Su, Ekosisteme Geçişi), Ekonomik sorunlar (patent sorunu, tohum yönünden dışa bağımlılık ve pahalı tohumlar, küçük çiftçilerin zarar görmesi), etik sorunlar gibi potansiyel riskler taşıdığı ifade edilmektedir (Korkut, Soysal, 2013).

4. Biyogüvenlik Kanunu kapsamında Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünler

Genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünleri; genetiği değiştirilmiş bitkiler, genetiği değiştirilmiş mikroorganizmalar ve genetiği değiştirilmiş hayvanlar olmak üzere üç ana grupta toplamak mümkündür. GDO'ların faydaları yanı sıra çok sayıda ve önemli riskler taşıdığı öngörülmektedir. Bu noktada Uluslararası ve Ulusal yasa koyucular, olası riskleri engellemek amacı ile Biyogüvenlik Kanununu gündeme getirmiştir.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ile ilgili her türlü işlem ve faaliyetler Biyogüvenlik Kanunu çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Biyogüvenlik Kanunun 1. maddesinde kanunun amacı; bilimsel ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde, modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinden kaynaklanabilecek riskleri engellemek, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla biyogüvenlik sisteminin kurulması ve uygulanması, bu faaliyetlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesi ile ilgili usul ve esasları belirlemek” şeklinde açıklanmaktadır. Kanunun ikinci maddesinde ise “genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünleri ile ilgili olarak araştırma, geliştirme, işleme, piyasaya sürme, izleme, kullanma, ithalat, ihracat, nakil, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme, depolama ve benzeri faaliyetlere dair hükümleri kapsar” ifadesi ile belirtilmiştir. Biyogüvenlik Kanunun “Temel Esaslar” bölümünde, GDO ile ilgili faaliyetlerin kuralları ile denetimli bir serbestlik getirilirken, 5. maddesinde ise bazı yasaklar getirilmiştir. Biyogüvenlik Kanununun 3. maddesinde “genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı alanda kullanımına, bilimsel esaslara göre yapılacak risk değerlendirmesine göre karar verilir.” ifadesi ve 7. maddesinde yer alan “GDO ve ürünlerinin … herhangi bir beklenmeyen etkisinin olup olmadığı Bakanlık tarafından kontrol edilir ve denetlenir.” ifadeleri ile denetimli bir serbestlik sağlanmaktadır. Ayrıca ortaya çıkabilecek risk durumlarında veya yasal hükümlere uyulmaması halinde yapılacak işlemler kanunda belirtilmiştir. Biyogüvenlik Kanunun 4. maddesinde GDO ve ürünlerin; onaysız üretimi, kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması, genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretilmesi, amaç ve alan dışında kullanımı ile bebek mamalarında kullanımı halinde, ortaya çıkabilecek olası zararlı sonuçlara karşı yasaklamalar getirilmiştir.

Biyogüvenlik Kanununun 3. Maddesinin beşinci fıkrasına göre; GDO ve ürünlerinin; canlıların sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliği tehdit etmesi, üretici ve tüketicinin tercih hakkının ortadan kaldırılması, ekolojik denge ve ekosistemin bozulması, biyolojik çeşitliliğin devamlılığını tehlikeye düşmesi, biyogüvenliğin sağlanamaması risklerini oluşturması durumunda başvuruların reddedileceği ifade edilmektedir.

  1. Tartışma ve Sonuçlar

Biyoteknolojinin gelişen imkanlarının kullanılarak genetiği değiştirilmiş organizmaların yaygınlaşmaya başlaması; beraberinde biyolojik çeşitlilik, insan sağlığı ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde olumsuzluk ve riskler taşıyabileceğine ilişkin kaygıları gündeme getirmiştir. Olası riskleri daha önceden tahmin etmek ve ihtiyaç duyulan tedbirleri önceden almak büyük önem taşımaktadır. Bu noktada doğabilecek olumsuzlukları engellemek için iyi planlanmış, doğru biyogüvenlik sistemlerinin gerekliliği ortaya çıkmıştır. Laboratuvarlarda biyogüvenlik, biyogüvenlik yaklaşımının başlangıcını oluşturmalıdır. Tüm yasa ve önlemlere karşın, genetiği değiştirilmiş organizmalar ve ürünler giderek artmaktadır. Transgenik bitkilerin dünyada ticari olarak üretimi 1996 yılında 2.8 milyon hektar olan ekim alanı, 2010 yılında 148 milyon hektara ulaşmıştır (Haspolat, 2012).

Biyogüvenlik, genetiği değiştirilmiş organizmaların biyolojik çeşitliliğe ve insan sağlığına zarar vermesini önlemek için geliştirilmiş kurallar sistemini kapsamaktadır. Biyogüvenlik ayrıca; modern biyoteknoloji uygulama teknik ve ürünlerinin çevre, insan ve hayvan sağlığı üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilerin belirlenmesini ve belirlenen risklerin oluşma olasılığının ortadan kaldırılmasını veya risklerin ortaya çıkması durumunda oluşacak zararların kontrol altında tutulması için alınacak önlemlerin tümünü içerir. (Başkaya, Keskin ve Karagöz, 2009). Buna göre biyogüvenlik transgenik organizmaların diğer canlılara, onların devamlılığına ve çeşitliliğine zarar vermeden kullanılabilmesi için oluşturulmuş kurallar ve tedbirler sistemi ile yasal düzenlemelerin bütününü oluşturmaktadır.

Kaynaklar

Algan, N., & Dündar, A. K. (2005). Türkiye'nin çevre konusunda verdiği sözler (Vol. 8). Türkiye Bilimler Akademisi.

Avrupa Birliği’nin 2001/18/EC sayılı Direktifi). Directive 2001/18/EC of the European Parliament and of the Council of 12 March 2001. Official Journal of the European Communities L 106/1- 38

Resmî Gazete (1996). Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun. T.C. Resmî Gazete Sayı 29.09.1996/4177

Resmî Gazete (1996). Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin Onaylanması Hakkında Milletlerarası Sözleşme. T.C. Resmi Gazete, 21.11.96/8857.

Resmî Gazete (1996). Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi. Milletler Arası Sözleşme. T.C. Resmî Gazete. 27.12.96/22860.

Resmî Gazete (2003) Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin Biyogüvenlik Kartagena Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun. T.C. Resmî Gazete. 24.06.2003/25148

Resmî Gazete (2003) Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin Biyogüvenlik Kartagena Protokolü’nün Onaylanması Hakkında Karar. T.C. Resmî Gazete. 11.08.2003/5937.

Resmî Gazete (2010). Biyogüvenlik Kanunu. T.C. Resmî Gazete. 26.3.2010/27533.

Resmî Gazete (2010) Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerine Dair Yönetmelik. T.C. Resmî Gazete Sayı 13.09.2010/27671.

Başkaya, R., Keskin, Y., & Karagöz, A. (2009). Biyogüvenlik. TAF Preventive Medicine Bulletin, 8(2).

Haspolat, I. (2012). Genetiği değiştirilmiş organizmalar ve biyogüvenlik. Ankara Üniv Vet Fak Derg, 59, 75-80.

79 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör