İKİ AYRI ÖZERK MAHKEME İKİ FARKLI KARAR: AİHM / ŞAHİN - TÜRKİYE DAVASI KARARINA KISA BİR BAKIŞ

Sera Conkbayır

İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi

Özet

Bu makale, askeri bir uçakta pilot olarak görev yapan Levent Şahin’in kaza nedeniyle uçağının düşmesi sonucunda uçaktaki askerlerle beraber hayatını kaybetmesini ve bunun sonucunda ailesinin kendilerine şehit oğulları üzerinden maaş bağlatması talebini incelemektedir. Başvuranların birbirinden bağımsız ve eşit yargı kollarında yer alan iki mahkeme olan Ankara İdare Mahkemesi ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne başvurmaları ancak davalarının farklı içtihatlara uygun olarak çözümlenmesi ele alınmaktadır. Sonrasında ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce görülen ve Türkiye aleyhine açılan Şahin davasında iki özerk mahkemenin birbiriyle uyuşmayan kararlarının hukuki güvenliği ve AİHS’in 6. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkını nasıl etkilediğinden AİHM’in de konu hakkındaki görüşü verilerek bahsedilmektedir.

Nejdet ve Perihan Şahin, oğulları Levent Şahin’i orduda pilot olarak görev yaptığı sırada kaybeden başvuranlardır. Yardımcı pilot Levent Şahin, Diyarbakır – Ankara güzergâhı doğrultusunda asker taşıma suretiyle görevlendirildiği uçağın, 16 Mayıs 2001 tarihinde, Malatya’nın Güzyurdu adlı köyün civarına düşmesi nedeniyle uçakta bulunanlarla birlikte hayatını kaybetmiştir[1]. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca, şehit olan oğullarının emeklilik maaşının aylık olarak kendilerine bağlanmasını sağlamak üzere Şahin ailesi Türkiye nezdinde mahkemelere başvurmuş, ancak başvurdukları mahkemelerden istedikleri sonuca ulaşamamışlardır. Bu nedenle, 9 Nisan 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin adil yargılanma maddesinin ihlâli gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine dava açmışlardır.

Nejdet ve Perihan Şahin, Türkiye’de, 10 Mayıs 2002 tarihinde, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 21. maddesinde yer almakta olan “yardım” hükmüne dayanarak kendilerine bu hüküm doğrultusunda aylık bağlanması adına T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'ne talepte bulunmuşlardır:

Kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.[2]

Ancak bu istemleri, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’nden, yardımcı pilot Levent Şahin’in terörle mücadele kapsamında yer alan bir görev başında vefat etmediğine dair bir gerekçe ile reddedilmiştir.

Emekli Sandığı’ndan bekledikleri sonuca ulaşamayan Şahin ailesi, Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurmuştur. Ancak, bu mahkeme de olayın kendi alanına girmediğini, E.2000/77, K.2001/22 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi kararını[3] gerekçe göstererek ifade etmiş ve “ihtilaf konusu olayın kendisinin değil, Askeri İdare Mahkemelerinin yetkisinde” olduğunu belirterek görev bakımından yetkisizlik kararı çıkarmıştır.[4]

Bu kararda ileri sürülen görev bakımından yetkisizlik kavramı, ülkede birden fazla yargı düzeni ve birden fazla alt mahkeme bulunması durumunda meydana gelen bir uyuşmazlığa bu mahkemelerden hangisinin bakacağı sorununu meydana getirmiştir.[5] Uçakta şehit olan diğer şehit ailelerine konuyla alakalı olarak çözüm sunan Ankara İdare Mahkemesi, Şahin ailesine aynı konu bakımından yetkisi olmadığını öne sürmüştür. Ankara İdare Mahkemesi’nin örnek gösterdiği karar da göz önünde bulundurulmak üzere, Şahin ailesinin başvurması gereken diğer yargı merciinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi olduğuna kanaat getirilmiştir.

Şahin çiftinin başvurdukları bir sonraki mercii olan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi de başvuranların maaş bağlanması taleplerine karşı çıkmış ve başvurularını esas bakımından reddetmiştir. Bu mahkeme, aynı uçakta şehit düşen askerlerin ailelerine bağlanan maaşın, 5434 sayılı Yasanın günümüzde ilga edilmiş Ek 78. maddesi[6] gereğince hesaplandığını ve 4567 sayılı Kanunun ifadesine göre de “harp malulü sıfatıyla” alındığını gözlemlemiştir.[7] Dolayısıyla bu mahkeme, Levent Şahin’in görev amacının terörle mücadele kapsamı içerisinde bulunmasını yeterli görmemiş, ailesine maaş bağlanabilmesi adına onun doğrudan terörle mücadele etmesinin şartını aramıştır. Başvuranlar, oğullarının kullandığı uçakta şehit olan diğer askerlerin ailelerine bu maaşın bağlanmasına rağmen kendi oğullarına bağlanmadığı gerekçesine yönelik olarak ret kararına karşı itiraz davası açmışlardır. Burada dikkati çeken durum, operasyon sırasında şehit olmayıp operasyon süresinin kapsamı içindeki ulaşım sırasında şehit olan askerlerin ailelerine aylık maaş bağlanması olmuştur. Pilot’un görev sırasında terörle mücadele eylemi içerisinde bulunmaması ve kaza sonucu ölmesi, onun ailesinin bu haktan yararlanamamasına sebebiyet vermiştir. Ancak fikrimce, askerlerin bulundukları yerden alınıp operasyona götürülmesi veya operasyondan askeri üsse geri getirilmesi eylemi de bu operasyon sürecinin bir parçasıdır ve askerlerin taşınması sırasında şehit düşen pilotun doğrudan doğruya terörle mücadele etmiş olup olmaması önemli değildir. Keza, aynı koşullar altında bulunan askerler de yardımcı pilot Levent Şahin gibi doğrudan savaş eyleminde vefat etmemişlerdir. Ancak, askerlerin taşınması işlemi doğrudan bu kapsamda değerlendirildiğinden pilot bakımından bir ayrımcılık söz konusu olmuştur. Bu sebeple, Terörle Mücadele Kanunu’nda sınırları “terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler” olarak çizilen bu durumun, aynı olay kapsamında aynı hükümlerin aynı durumdaki kişilere farklı olarak uygulanmasının eşitliğe ve yargı birliğine aykırılığı tartışılmıştır. Yüksek Mahkeme heyetinde bir hâkim karşı görüş bildirmiş ve 3713 sayılı Kanunun bahsi geçen maddesinin “kısıtlayıcı yorumuna itiraz etmiştir”.[8] Ancak bu görüşün, mahkemedeki oy çokluğu sebebiyle esas bakımından ret kararı üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamıştır. Sonuç olarak, askerlerin görevi terörün önüne geçmek iken, pilotun görevi ise askerlerin bu eylemi gerçekleştirmeden önce veya sonra güvenli biçimde varış noktasına ulaştırılması olarak öngörülmüştür. O nedenle bu görüş kanımca isabetli olmamış ve kişileri görevleri bakımından ele almak ve amaçlarının ortak olmasına bakmak yerine terörle mücadele anında zarar görüp görmemesine odaklanan bir sebep sunulmuştur.

Başvuranlar bu kararın üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararına itirazda bulunmuşlardır. İlk derece mahkemesinde sunmuş oldukları kararları askeri mahkemeye iletmelerine rağmen askeri mahkemenin bu kararları göz önünde bulundurmadığını belirtmiş ve “sonucun Anayasa’nın eşitlik ve yargı birliği ilkelerini ihlal ettiğini savunmuşlardır.”[9] Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, bu başvuruyu tekrar reddederek sağlam bir gerekçe bulunmadığını ileri sürmüştür.

Ancak eşit düzey yargı kolları arasında farklı sonuçlara ulaşılması Şahin ailesinin gözünde bir problem teşkil etmiş ve Askeri Yüksek Mahkeme ile Ankara İdare Mahkemesi’nin verdiği kararların birbirini tutmaması Şahin ailesinin gözünde hukuki bir güvensizlik meydana getirmiştir. Bu nedenle bu sıkıntının çözümlenmesi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde AİHS’nin Adil yargılanma hakkını belirten 6. maddesinin ihlali gerekçesiyle Türkiye aleyhine dava açmışlardır.

Başvuranların iddiasına göre, Ankara İdare Mahkemesi’nin şehit askerler için verdiği karar ile kendilerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından verilen karar arasında hüküm uyuşmazlığı bulunmaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu’nun 24. maddesinde değinildiği üzere hüküm uyuşmazlığı, “görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde[10] gerçekleşmektedir. Günümüzde, 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 2017 yılında askeri mahkemeler kaldırılmış ve görevlerini artık diğer yargı mercileri üstlenmiştir. [11] Ancak bu düzenlemeden önce, başvurunun yapıldığı esnada, normlar hiyerarşisinde denk düzeyde bulunan idari ve askeri idari yargı kolları arasında bir uyuşmazlık gerçekleşmiştir. Bir idari uyuşmazlığın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülebilmesi için; “idari işlem ve eylemin askeri hizmete ilişkin olması ve bu eylem ve işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi gerekmektedir.”[12] Bu bağlamda Şahin ailesinin sorununu çözümlemesi gereken merci, 2004 yılında, bu mahkemedir. Ancak diğer şehit ailelerinin başvurularını kabul eden Ankara İdare Mahkemesi, Şahin ailesine taleplerinin görev alanında olmadığını bildirmesine rağmen diğerleri bakımından konuya müdahil olmuştur. Bu hukuki sorunu çözümlemek için başvurdukları diğer mercii olan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ise esas bakımından reddetmiştir.

AİHM’e bu iki yargı kolunun uyuşmayan kararlarını çözmesi için başvuran Şahin çifti, gerekçe olarak önceden de belirtildiği üzere AİHS 6. maddesini göstermiştir:

Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.[13]

Aynı olay temelinde mahkemelerin ayrı hukuki değerlendirme yapmalarının eşitlik ve yargı birliği ilkelerine aykırı olduğunu savunmuşlardır. Hükümet ise Şahin ailesinin savlarına karşı çıkarak, AİHS 6. maddesinde “medeni hak” ihlalinin bulunmadığını ve Şahin ailesinin iç hukuk yollarını tamamen tüketmeden AİHM’e başvurduklarını belirtmiştir. İç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında hükümet, Ankara İdare Mahkemesi'nin görevsizlik kararına itiraz etmemelerini ileri sürmüştür. Ancak mağdur aile, ulusal mahkemelerin yetkiye dair kararlarının kamu düzenine ilişkin kararlar olduğunu belirterek bu itirazı çürütmüşlerdir. Benim fikrime göre de, yetkisizlik kararını öne süren mahkemenin kararına itiraz edip, doğruluğunu sorgular bir tutum içerisinde bulunmak pek mantıklı görünmemektedir. AİHM de yaptığı inceleme doğrultusunda, iç hukuk yollarının yeterince kullanıldığına kanaat getirmiştir. Dolayısıyla, AİHM, 6. maddenin uygulanabilmesi için iç hukukta kabul edilmiş bir hakla ilgili olmasının gerekli ve yeterli olduğunu hatırlatmıştır. Ancak konu bakımından AİHM’in fikri, söz konusu hükmün büyük ölçüde “ulusal makamların takdir yetkisine” bırakıldığı yönünde olmuş ve ulusal mahkemelerin kararlarını kendi yargı kararıyla çözemeyeceğini belirtmiştir.[14] Mevcut konu bakımından uyuşmazlıkların, ulusal yüksek mahkemenin içtihadında ortaya çıkan farktan değil, aralarında hiyerarşi bulunmayan iki ayrı ve özerk mahkemenin verdiği içtihatların farklı olmasından kaynaklanmakta olduğunu bildirmiştir. Aynı yetki çerçevesinde bile bu tür farklılıklar yaşanırken bağımsız iki mahkemenin uyumsuz karar vermesini normal karşılamış ve AİHS’e aykırı olmadığını ifade etmiştir. Bu durumda, başvuranların iddia ettiği gibi bir hukuki güvenlik ilkesi tek başına aykırılık oluşturacak nitelikte görülmemiştir. Ancak, fikrimce, iç hukukta yer alan bu tür bir uyumsuzluğun takdir yetkisiyle ortadan kaldırılabilecekken bunun yapılmamış olması pilot ailesini mağdur etmiştir.

Türkiye’de birbirlerine herhangi bir üstünlüğü bulunmayan ve her biri ayrı yüksek mahkemeye sahip olan iki yargı kolunun birbiriyle bağdaşmayan kararlar vermeleri, AİHM tarafından hukuki güvenliği sarsmayan, kaçınılmaz bir durum olarak değerlendirilmektedir. Yüksek mahkeme yargı çerçevesindeki aykırılık aynı yargı kolunda gerçekleşseydi bu, doğru yargılama ilkesiyle çelişecekti ve dikey bir aykırılık mevcut olacaktı. Ancak bu aykırılık iki ayrı yüksek mahkeme arasında gerçekleştiği için ve iç hukukta çözüm bakımından bir yol öngörülmediği için bu durum yatay aykırılık (antinomy) olarak adlandırılacak ve AİHS madde 6 ihlal edilmiş sayılmayacaktır.[15] Dolayısıyla bu tür bir içtihat farklılığı hukukun güvenilirliğini etkilemeyecek olsa bile bu yatay aykırılığın çözümünün tek yolu, bana göre, kanunun tekrar yorumlanıp mağdur ailenin sorununa cevap olacak şekilde takdir yetkisinin kullanılması olacaktır.[16]

Sonuç olarak Şahin ailesi aynı durumda aynı hükümler karşısında farklı muamele görmüş ve iki ayrı özerk yüksek mahkeme tarafından iki farklı karar verilmek suretiyle mağdur edilmiştir. Bu sebeple, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye’nin içtihatlar arası uyumsuzluğuna nazaran Türkiye aleyhinde dava açmıştır. Ancak AİHM konunun kendi kapsamına girmediğini ve eşit düzeyde iki ayrı özerk mahkemenin farklı içtihatlarının olmasının normal karşılanabileceğini söylemiş ve başvurunun kabul edilmesine ancak AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edilmemiş olduğuna yönelik altıya bir oy oranıyla karar vermiştir.


[1] Nejdet ve Perihan Şahin – Türkiye Davası, Başvuru no: 13279/05, Kararın özet çevirisi. [2] Terörle Mücadele Kanunu Mevzuat, https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.3713.pdf. [3] “Askerlik Görevini Yapmakta İken Sağlık Raporu ile Askerliğe Elverişli Bulunmadığına Karar Verilen Kişi Hakkında Emekli Sandığınca Tesis Edilen İşlem Askeri Hizmete İlişkin Olduğundan, Bu İşlemin İptali İstemiyle Açılan Davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde Çözümlenmesi Gerektiğine Dair Karar” , http://www.anayasa.gen.tr/um-kararlar.htm. [4] Nejdet ve Perihan Şahin – Türkiye Davası, Başvuru no: 13279/05. [5] Kaplan, Gürsel, “İdari Yargı Yerlerinin Yetkisinin Kamu Düzeninden Sayılmasının Yol Açtığı Olumsuz Sonuçlar ve Çözüm Önerileri Hakkında Bir İnceleme”, (2008), s. 39. [6] Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.3.5434.pdf. [7] Nejdet ve Perihan Şahin – Türkiye Davası, Başvuru no: 13279/05. [8] Nejdet ve Perihan Şahin – Türkiye Davası, Başvuru no: 13279/05. [9] Nejdet ve Perihan Şahin – Türkiye Davası, Başvuru no: 13279/05. [10] Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun, https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2247.pdf. [11] Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2017/02/20170211-1.htm. [12] Kaplan, Gürsel. İdari Yargılama Hukuku, s. 78. [13] Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, https://www.danistay.gov.tr/upload/avrupainsanhaklarisozlesmesi.pdf. [14] Nejdet ve Perihan Şahin – Türkiye Davası, Başvuru no: 13279/05. [15] Akıllıoğlu, Tekin. “İDARİ YARGIDA İÇTİHAT AYKIRILIKLARI SORUNU” HAKKINDAKAVRAM AÇIKLAMASI: ZITLIK VE HUKUKA AYKIRILIK.” [16] Akıllıoğlu, Tekin. “İDARİ YARGIDA İÇTİHAT AYKIRILIKLARI SORUNU” HAKKINDAKAVRAM AÇIKLAMASI: ZITLIK VE HUKUKA AYKIRILIK.”


KAYNAKÇA


Akıllıoğlu, Tekin. “İDARİ YARGIDA İÇTİHAT AYKIRILIKLARI SORUNU” HAKKINDAKAVRAM AÇIKLAMASI: ZITLIK VE HUKUKA AYKIRILIK.”

Anayasa Kararları, web sitesi: “http://www.anayasa.gen.tr/um-kararlar.htm”

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Danıştay web sitesi: “https://www.danistay.gov.tr/upload/avrupainsanhaklarisozlesmesi.pdf”

CASE OF NEJDET ŞAHİN AND PERİHAN ŞAHİN v. TURKEY, Grand Chamber, 2011, Aplicaiton no: 13279/05.

Kaplan, Gürsel. İdari Yargılama Hukuku, s. 78.

Kaplan, Gürsel, “İdari Yargı Yerlerinin Yetkisinin Kamu Düzeninden Sayılmasının Yol Açtığı Olumsuz Sonuçlar ve Çözüm Önerileri Hakkında Bir İnceleme”, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Dergisi, Sayı: 23, Kitap:1, s. 39–78 (2008).

Mevzuat

Nejdet ve Perihan Şahin – Türkiye Davası, Başvuru no: 13279/05, Kararın özet çevirisi.

Resmi Gazete

339 görüntüleme0 yorum