Motorlu Taşıtlarda Emin Sıfatıyla Zilyetten İyiniyetle Ayni Hak Kazanılıp Kazanılamayacağı Hususu

Hatice İnci TARIYAN/ Sera CONKBAYIR/ Özge Ceren YAVUZER

Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi

ÖZ

Türk Hukukunda kural olarak, tasarruf yetkisine sahip olmayan kişilerin yaptığı tasarruflar geçerli sayılmamaktadır. Bu durumun istisnasını Türk Medeni Kanunu’nun 988. maddesinde belirtilen emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetli üçüncü kişilerin ayni hak kazanması durumu oluşturmaktadır. Üçüncü kişinin işlem güvenliğinin, asıl malikin hak güvenliğinin üstünde tutulması durumu söz konusu olmakla beraber tasarruf yetkisine sahip olmayan emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetli üçüncü kişinin ayni hak kazanımı korunmaktadır. Malikin rızası ve güvenine dayanarak malını verdiği kişinin mal üzerindeki tasarruflarının korunması, Germen Hukukundan gelen “güvenini nerede bıraktıysan orada ara” ilkesine dayanmaktadır. Bu bilgilerin ışığı altında bu yazıda, ilişkinin tarafı sıfatına haiz olmayan iyiniyetli üçüncü şahısların emin sıfatıyla zilyetten ayni hak kazanmalarının günlük hayat örneklerinden yola çıkarak motorlu taşıtlar bakımından TMK md. 988’in uygulanıp uygulanamayacağından bahsedilmekte ve başvurulabilecek hukuki yollara değinilmektedir. Yazının ele alınmasında temel olarak, doktrinden ve Yargıtay kararlarından faydalanılmaktadır.





Motorlu taşıtlar nitelikleri gereği taşınır eşya sınıfında yer almaktadırlar. Bu nedenle, mülkiyetlerinin devri taşınır eşyalarda kabul edildiği üzere zilyetliğin devri ile mümkün olmaktadır. Ancak motorlu araçlar sıradan bir taşınır eşyadan farklı olarak özel kanunlarla düzenlenmektedir. Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 20/d hükmünde belirtildiği üzere:

Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi, gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu bulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devri kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak noterler tarafından yapılır. Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir.

ifadesi ile motorlu taşıtların tescil ve devir işlemlerine özel düzenlemeler getirilmektedir. Söz konusu maddede motorlu araçların devrinde tek başına zilyetliğin devrinin yeterli olmayacağına hükmedilmektedir. Bu durumda, motorlu araç mülkiyetinin devrinin tasarruf işlemi aşaması için taşınmazlarda olduğu gibi resmi bir şekil öngörülmemekte ancak malik tarafından yapılan ve noterlerce resmi şekilde düzenlenmesi gereken sözleşme ile de bağlı kalınmaktadır.[1] Motorlu araçların nitelik itibariyle taşınır mal olması ancak diğer taşınırlardan farklı olarak sicilinin bulunması TMK m. 988 kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususu doktrin ve yargıda tartışmalı hale gelmektedir. Bu durumda, motorlu taşıtlarda emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetle ayni hak iktisap edilip edilemeyeceği konusu ayrı görüşlere ve Yargıtay kararlarına değinilenerek incelenecektir.

a. Motorlu Taşıtlarda Emin Sıfatıyla Zilyetten İyiniyetle Ayni Hak Kazanılabilir Görüşü

Taşınırlar üzerinde bulunan ayni hakların aleni olmasını sağlayan zilyetlik kavramı, üçüncü kişilerde oluşması mümkün yanılgıları önlemek adına “eşyanın zilyedi onun malikidir” karinesini temel almaktadır.[2] Bu tür yanıltıcı durumlarda kanun koyucu, hak güvenliği ve hak güvenliğinin istisnası olan işlem güvenliği arasında bir muvazene kurmak suretiyle TMK md. 988’i benimsemektedir. Bahsi geçen hak güvenliği, bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında bir azalma veya kötüleşmenin meydana gelememesi iken işlem güvenliği bir kimsenin malvarlığı üzerinde olası artış veya iyileşmenin, o kimsenin bilmediği sebeplerle engellenememesi anlamını taşımaktadır.[3] Böylece iyiniyetli üçüncü kişinin, tasarruf yetkisinden yoksun olan emin sıfatıyla zilyetten taşınırı devraldığında mülkiyeti kazanabileceği kabul edilmekte ve işlem güvenliğinin hak güvenliğine kıyasen korunduğu görülmektedir.[4]

Malikin mal üzerinde sahip olduğu tasarruf yetkisi, malın mülkiyetini devir işleminin gerçekleştirilmesi aşamasında devir işleminin geçerli kılınması adına önem taşıyan bir kavramdır. Kural olarak, Türk Medeni Kanununda taşınır eşyalarda mülkiyetin devri için herhangi bir şekil şartı öngörülmemektedir. Motorlu araçlar ise TMK m. 762 uyarınca taşınır eşya sınıfına dâhil edilip taşınır hükümlerine tabi tutulması gerekmekte iken diğer taşınırlardan farklı olarak özel bir sicile kayıt edilmesi gereken menkullerdir.

Karayolları Trafik Kanunu’nun 20. maddesinin d bendinde motorlu taşıtların satış ve devirlerine özgü çeşitli şekil şartları getirilmekle birlikte araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınmak suretiyle noterde resmi olarak yapılmış bir satım sözleşmesinin bulunması koşulu aranmaktadır. Emredici hüküm olarak noterde yapılması zorunlu olan satım sözleşmesi, mülkiyeti devir borcu doğuran borçlandırıcı işlem niteliği taşımaktadır. Tasarruf muamelesi ise zilyetliğin devrinin gerçekleştiği anda olmaktadır. Taşınırlarda sebebe bağlılık ilkesine göre satım konusu malın devrinde tasarruf işleminin geçerli olması onun hukukî sebebi niteliğindeki borçlandırıcı işleminin de geçerliliğine bağlı olmakta yani borçlandırıcı işlem adeta tasarruf işleminin parçası haline gelmektedir.[5]

Motorlu taşıtların devrinin vekâletname veya tescil ile ilgili konularda sakatlığa uğraması durumlarında borçlandırıcı işlemin ve dolayısıyla tasarruf işleminin geçersiz olup olmayacağının üzerinde durulması gerekmektedir. Değinildiği üzere satım sözleşmesinin geçerli olması adına, işlemin noter huzurunda yapılmış olması özel bir kanunun olan KTK’nın öngördüğü şartlardandır. Ancak, hayatın olağan akışında sahte vekâletname ile veyahut yolsuz tescile dayanarak işlem yapma durumları da meydana gelmektedir. Bu gibi durumların, borçlandırıcı işlemi hükümsüz hale getireceği düşünülse bile aslında bu iki unsur mülkiyet konusundan bağımsız durumdadır ve borçlandırıcı işlemin devre ilişkin görevini hukuken sakat hâle getirmemektedir. Ancak taşınır malların edinimi sırasında ortaya çıkan emin sıfatıyla zilyetlik kurumunun motorlu taşıtlar yönünden uygulama alanı bulup bulamayacağı doktrinde halen tartışılmaktadır. Bir görüşe göre, emin sıfatıyla zilyetten hak kazanılması mülkiyete ilişkindir ve KTK m. 20/d hükmünde belirtilen şartlar gerçekleştiği takdirde noterde yapılacak işlem sonucunda üçüncü kişilere mülkiyetin devri bildirilmiş olacak ve idari alanı ilgilendirecek sonuçlar da meydana gelecektir. Yapılacak bu bildirim aracılığıyla da mülkiyeti devralacak kişi devletin belirlediği borçları da üstlenmiş olacaktır. Bu nedenle de borçlandırıcı işlem nasıl yapılmış olursa olsun işlem noter huzurunda yapıldığı takdirde artık hem borçlandırıcı işlem hem de tasarruf işlemi geçerli olacaktır. Dolayısıyla, malikin kendisine tasarruf yetkisi tanımadığı veya vekâlet vermediği emin sıfatıyla zilyet, tasarruf yetkisi harici başkaca bir geçersizlik sebebi yok ise motorlu taşıtı iyiniyetli üçüncü kişiye sattığı anda bu üçüncü kişinin hak kazanımı korunacaktır.

KTK m. 20/d’de getirilen diğer ek şartlar vekâletnamenin geçerli olup olmadığından veya sicilin kontrol edilmesi yükümlülüğünden bağımsız durumdadır. Üçüncü kişiye yüklenen sorumluluk, satım sözleşmesini tescil belgesi olan kişi ile öngörülen biçimde yapmaktır. Bu sebeple, sicilin ve malikin doğruluğunun saptanması iyiniyetli üçüncü kişinin görevi değildir. Vekâletname, Trafik Sicili bakımından tescili gerçekleştirmek adına önem taşıyan ve emin sıfatıyla zilyet konumundaki kişinin tasarruf yetkisinin varlığını notere kanıtlamak için oluşturulan bir belge niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla tasarruf yetkisinin yokluğunda oluşturulan sahte bir vekâletname, mülkiyetin varlığının kanıtlanması adına iyiniyetli üçüncü kişi adına sonuç doğurmamaktadır. Sicille paralel bir işleve sahip olduğundan bunun kaydı ve kontrolü noterin sorumluluğundadır. Noter bu durumda sadece sözleşmenin resmi şekilde yapılması amacıyla görev almamakta, aynı zamanda aracın sahibinin kim olduğunu belirlemek adına bir işlev üstlenmektedir. Zira sicilin tutulmadığı bir durumda muhatabı belirlemek her zaman mümkün olmamaktadır. Bu durumda yanılgıya düşen tarafın işlem güvenliğinin hak güvenliğinden üstün tutulmaması bu kişilerin hak kazanımlarını engelleyecek ve hakkaniyete aykırılık teşkil edecektir. Konu bakımından motorlu taşıtlarda iyiniyetli hak iktisap edilebilmesi hakkında Yargıtay’ın 2015’ten sonraki içtihatlarında bu görüşün ağırlık kazandığını söylemek mümkündür ancak kararlarda yeterince gerekçeli açıklamaya yer verilmediği de göze çarpmaktadır. Yargıtay’ın 4. Hukuk Dairesinin 2018 tarihli ilgili kararında, yerel mahkemece verilen; motorlu taşıt üzerindeki zilyetliğin sicil kaydına güven ilkesi uyarınca değil de sahte vekâletnameye güvenilerek kazanıldığı, bu sebeple de hukuken korunmadığı ve bu nedenle de satış ile ilgili işlemin iptaline, tescil talebinin reddine dair karar, Yargıtay tarafından bozulmaktadır.[6] Davacı adına kayıtlı araç, dava dışı bir kişiye kira sözleşmesi ile kiralanmış ve teslim edilmiştir. Bu kişi de sahte vekâletname ile aracı dava dışı birine satmış, o da dava dışı üçüncü bir kişi aracılığı ile davalıya satmıştır. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; dava konusu aracın davacının zilyetliğinden rızayla çıktığı anlaşılmış ve aracı kiralayan şahsın emin sıfatıyla zilyet olduğuna karar verilmiştir. Davalının dava konusu aracı emin sıfatıyla zilyetten satın alan şahıstan satın aldığı ve iyiniyetli olduğu anlaşıldığından TMK’nın 988. maddesi uyarınca kazanımı, korunmakta olup teslim anında malik sıfatını kazanmaktadır.

Burada idare bakımından önem taşıyan durum, KTK’nın noterlere verdiği taşıt üzerindeki motorlu aracın “işleten” sıfatının (KTK m. 3) kime ait olduğunu belirlemesi ki kural olarak bu kişi sicilde adı geçen maliktir, ceza ve vergi gibi borçlarını doğru saptaması ve borcun doğru kişiden tahsil edilmesini sağlaması görevleridir. Bu nedenle, hem taşınırlarda hem de taşınmazlarda belli şartlar gerçekleştiği takdirde iyiniyetli üçüncü kişilerin edinimi onlar mağdur edilmeksizin korunurken, motorlu taşıtlar bakımından da edinimlerinin korunması TMK m. 988 kapsamında yerinde olacaktır. Edinimlerinin korunmadığı varsayımında motorlu taşıtların mülkiyetinin devri hakkında taşınır ve taşınmazlardan ayrı bir hukuki statüye konulması söz konusu olacaktır. Zira bu durumda iyiniyetli üçüncü kişiler açısından ne zilyetliğe güven ne de sicile güven korunmuş olacaktır. Yani, kişilerin iyiniyeti hiçbir koşulda dikkate alınmayacaktır. Konu bakımından, TMK m. 3’te yer edinen iyiniyet kavramına ilgili kanunda atıf yapılmamış olmasına karşın iyiniyetle alım yapan üçüncü kişilerin korunmaması hukuka olan güveni sarsabilecektir.

b. Motorlu Taşıtlarda Emin Sıfatıyla Zilyetten İyiniyetle Ayni Hak Kazanılamaz Görüşü

Menkul mallarda TMK m. 988 aracılığıyla malı iyiniyetle iktisap eden üçüncü kişinin menfaati, malı emaneten veren kimsenin menfaatine tercih edilmektedir ve menfaati korunmaktadır. Ama söz konusu menkulün motorlu taşıt olması onu sicilsiz taşınırlardan ayrı bir konuma getirmektedir. Sicilsiz taşınırlarda mülkiyet, zilyetliğin devri ile geçmekteyken sicilli taşınır olması nedeniyle motorlu araçların mülkiyetinin devrine yönelik farklı bir düzenleme öngörülmektedir. KTK md. 20, motorlu araçların satış ve devir işlemlerinin noter huzurunda yapılmasını mülkiyeti devir için geçerlilik şartı olarak düzenlemektedir.

Motorlu araçların emin sıfatıyla zilyedi, malikin güvenine ve iradesine dayanarak aracını bıraktığı kişi olarak tanımlanmaktadır. TMK m. 988 tarafından tasarruf yetkisi olmayan söz konusu zilyetten, onun bu yetkisinin olmadığını bilmeyen ve bilebilecek durumda olmayan üçüncü kişinin ayni hak ediniminin korunmakta olduğundan yukarıda bahsedilmektedir. Fakat bu hüküm, motorlu araçlarda iyiniyetli üçüncü kişinin hak kazanmasına izin vermemektedir. Nitekim emin sıfatıyla zilyetten hak kazanmanın koşullarından olan tasarruf yetkisinin yokluğu dışında başkaca bir geçersizlik sebebinin bulunmaması koşulu sağlanmamış olmaktadır. Yargıtay’ın 19. Hukuk Dairesi’nin 2018 tarihli kararında da belirtilmiş olmakla beraber noterlerce geçerli bir satış sözleşmesinin yapılabilmesi için aracı devredecek kişinin ruhsata sahip olması ve trafik sicilinde malik olması şartları aranacağından emin sıfatıyla zilyet, ruhsata sahip olmadığından ve trafik sicilinde malik olarak yer almadığından noterde yapacağı borçlandırıcı işlem geçersiz nitelikte olacaktır.[7] Bu da emin sıfatıyla zilyedin tasarruf yetkisinin yokluğu dışında başkaca bir geçersizlik sebebi ortaya koymaktadır. Yapılacak sözleşme geçersiz olacağından TMK m. 988’in şartları gerçekleşmez.

Pratikte çoğunlukla karşılaşılan durumlardan birisi emin sıfatıyla zilyedin sahte vekâletname ile noterde işlem yaparak motorlu aracın satış ve devir işlemini gerçekleştirmeye çalışmasıdır. Sahte vekâletnameyle yapılan sözleşmede, bu vekâletname bir geçersizlik sebebi teşkil etmektedir. KTK m. 20 hükmünce tescil edilmiş araçların, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak satış ve devir işleminin noterler tarafından resmi şekil şartıyla yapılması gerektiği göz önünde tutulursa, geçerli bir satış ve devir işlemi yapmak için ortada geçerli bir satım sözleşmesi olması gerekmektedir. Kendi adına sahte vekâletname düzenleterek kendini tasarrufa yetkili olarak gösteren kişi, sahte vekâletname kullanarak üçüncü kişi ile yaptığı sözleşmede yetkisiz temsilci sıfatını kazanmaktadır.[8] TBK’nın 46. ve 47. maddelerinde de bahsedildiği üzere yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemler temsil edilenin icazet vermesine kadar askıda hükümsüz olacaktır. İcazet verildiği takdirde temsil edilen yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemle bağlı olacaktır. İcazet verilmediği takdirde ise sözleşme kesin hükümsüz olacaktır. Sonuç olarak, mülkiyetin devri amacıyla noter tarafından yapılan taşınır satım sözleşmesinin sahte vekâletnameyle yetkisiz temsilci tarafından yapılması ve temsil edilenin icazet vermemesi halinde yapılan sözleşmenin yani borçlandırıcı işlemin kesin hükümsüz olması; taşınırlar bakımından sebebe bağlılık ilkesi çerçevesinde tasarruf işlemini de geçersiz kılar.[9] Tasarruf işlemi her ne kadar hukuka uygun şekilde noterde yapılmış olsa da borçlandırıcı işlem geçersiz olacağından mülkiyet karşı tarafa geçmez.[10] Dolayısıyla emin sıfatıyla zilyedin adına düzenlenmemiş belgelerle birlikte ya da sahte olarak düzenlenmiş vekâletname ile yapacağı işlemlerde onun tasarruf yetkisinin yokluğu dışında bir geçersizlik sebebi bulunacağından TMK m. 988 gerçekleşememekte ve iyiniyetli üçüncü kişilerin edinimleri bu hüküm çerçevesinde korunmamaktadır.[11] Fakat alıcı motorlu aracın zilyetliği elde etmekle birlikte mülkiyet hakkını elde edemediğinden emin sıfatlı fer’i zilyet olacaktır.[12]

Pratik hayatta karşılaşılan bir diğer hukuki sorun ise yukarıda açıklanan sahte vekâletnameyle satış ve devirin gerçekleştirilip iyiniyetli üçüncü kişinin trafik siciline malik olarak kaydedilmesinden sonra yapılacak devirlerle ilgilidir. Sicilde malik olarak gözükmekle birlikte tasarruf yetkisine sahip olmayan bu kişiden iyiniyetli olarak ayni hak iktisap etmek isteyen üçüncü kişi ayni hakkı kazanamayacaktır. Zira tasarruf yetkisine sahip olmayan fakat sicilde malik olarak gözüken kişi adına yapılmış tescil, yolsuz tescil olmakla birlikte Türk hukuk düzeni tarafından trafik siciline güven kavramı düzenlenmemiştir. Nitekim sicile güvenden söz edilebilmesi için ilk olarak, ayni hakkı dış dünyaya yansıtmak üzere öngörülmüş bir aleniyet aracı mevcut olmalıdır. İkinci olarak da bu aleniyet aracının yansıttığı görüntüye güvenerek hak kazanan iyiniyetli üçüncü kişilerin edinimlerinin açık bir hükümle korunması gerekmektedir.[13]

Aleniyet aracına olan güvenin korunması, hak güvenliği ilkesinin istisnası durumunda olduğu yukarda açıklanmaktadır. Hak güvenliği üstün tutulan malik, aracın zilyetliğini rızası ile devretse yani “malı başkasına emaneten bırakıp az çok risk altına girse ve emaneten verdiği şeyi alan tarafından başkasına geçirilmesi tehlikesini göze alsa” bile mülkiyet hakkını kaybetmeyecektir.[14] Türk Medeni Kanunu’nun tapu siciline aleniyet aracı niteliği kazandırmasının yanında işlem güvenliğini hak güvenliğinin üstünde tuttuğu durum açıkça TMK m. 1023’te belirtilmektedir. Fakat hukuk düzeni tarafından açıkça trafik siciline aleniyet aracı niteliği tanınmamakta ve aleniyet aracının yansıttığı sicildeki görüntüye güvenerek hak kazanan iyiniyetli üçüncü kişilerin kazanımları açık bir hükümle korunmamaktadır. Bunun kanıtı da motorlu araç mülkiyetini kazanımında mülkiyetin devir şartı olarak sicile tescilin zorunlu kılınmamış olmasıdır.[15] Aleniyet aracı olarak tanımlanmanın yanında TMK m. 1023 ve 988 gibi istisnaların ayrıca özel olarak kanun tarafından düzenlenmesi, böyle bir istisna açıkça öngörülmemişse ayni hakların yalnızca tasarruf yetkisine sahip kimseden edinilebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla hukuk düzeninin açıkça öngörmediği koşullar dışında sicile güvenden söz edilememektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ilam niteliği taşıyan 2002 tarihli kararında da ifade edildiği üzere, “hukuk düzeni tarafından trafik siciline aleniyet aracı olma niteliği tanınmamış olmasının doğal sonucu olarak trafik siciline güvenin korunması da söz konusu değildir.”[16]

KTK 20/d hükmü uyarınca motorlu araç mülkiyetinin kazanılması için, mülkiyeti devir borcu doğuran, resmi şekilde düzenlenmiş ve malikle yapılmış bir sözleşmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sözleşmeye dayalı olarak, zilyetliğin devredildiği anda yani aracın fiili hâkimiyet alanına sokulması şartıyla anahtarın teslimi anında mülkiyetin kazanıldığı kabul edilmektedir. Trafik siciline yapılacak tescilin işlevi bu durumda kurucu nitelikte olmayıp açıklayıcı, bildirici işleve sahip olmaktadır. Açıklanan nedenlerle, trafik siciline güven ilkesi mevcut olmadığından yolsuz tescile olan güvene dayanarak hak iktisap ettiğini ileri süren kişilerin bu iddiaları yerinde olmamaktadır. Sonuç olarak, gerçekte malik olmadığı halde, herhangi bir sebeple trafik sicilinde malik olarak görünen kimseden motorlu aracın zilyetliğini iyiniyetle devralan üçüncü kişi mülkiyeti kazanamaz.

c. İlgili Yargı Kararları Ve Açılabilecek Davalar

Yukarıda bahsedildiği üzere öğretide motorlu taşıtlarda iyiniyetli üçüncü kişilerin emin sıfatıyla zilyetten hak kazanıp kazanamayacağının tartışmalı olmasının yanı sıra yargı kararlarında da sabit bir görüş olduğunu ifade etmek mümkün değildir. Yargıtay, yakın tarihli bazı kararlarında iyiniyetli üçüncü kişinin hak kazanımının korunacağına yönelik hükümlerde bulunsa dahi ilgili konuya dair kararlara bakıldığında kesin bir görüşün benimsenmiş olduğu söylenememektedir.

İyiniyetli üçüncü kişilerin mülkiyet hakkını kazanamadığı durumlarda, iyiniyetli üçüncü kişilerin mağdur edilmemesi adına Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2016 tarihli kararında da görüldüğü üzere motorlu taşıtı TMK m. 989/2 kapsamında benzer araç satan bir yerden satın alan iyiniyetli edinene aracın bedelinin ödenmesi kaydıyla aracın geri alınabileceği ve bu süreçte iyiniyetli üçüncü kişinin aracı alıkoyma hakkının bulunduğuna hükmedilmiştir.[17]

Motorlu taşıtlarda emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetli üçüncü kişinin hak kazanamayacağı görüşü kabul edildiği takdirde, asıl malikin başvurabileceği hukuki yollara da değinmek önem kazanmaktadır. Eşya hukukunda malın geri alınması için üç çeşit dava mevcuttur. Bunlardan ilki gasp davasıdır. Gasp davasının açılabilmesi için eşya üzerindeki zilyedin rızası olmadan hukuka aykırı bir fiil ile menkulün ele geçirilmesi gerekmektedir.[18] Emin sıfatıyla zilyetten alınması durumunda ise motorlu taşıt malikin elinden iradesiyle çıktığı için gasp davası açması mümkün olmayacaktır. Gasp davasının açılamayacağı durumlarda taşınır davası bahsi geçen bir diğer dava türüdür. Taşınır davasının açılabilmesi için zilyetliğin zilyedin iradesi dışında sona ermiş olması, zilyetliği sona erdirilen bu kimsenin şimdiki zilyedin hak karinesini çürütüp kendisinin zilyet oluşuna yani kendine ait hak karinesine dayanarak söz konusu motorlu taşıtı geri alma hakkı olacaktır. Mülkiyet hakkını kaybetmemiş olan malik, üçüncü kişilere karşı önceki malikin taşınır davası açabilmesi için üçüncü kişinin mülkiyet hakkını kazanamamış olması, malikin önceki zilyet olduğunu ve kişinin malı iyiniyetle edinmediğini ispat etmesi gerekmektedir. Ayrıca, o kişinin TMK 989/2 kapsamında, malı, benzeri eşya satan bir yerden almış olması şartı ile malik, ancak bedeli iyiniyetli üçüncü kişiye ödeyerek motorlu taşıtı geri alınabilecektir.[19] Son olarak istihkak davasının açılabilmesi için zilyetliğin zilyedin iradesi ile devredildiği fakat mülkiyetin devrinin geçerli olmadığı hallerde emin sıfatıyla zilyede söz konusu taşınırı emanet eden kişi kendi mülkiyet hakkına dayanması gerekmektedir.[20] Yine söz konusu taşınır TMK 989/2 kapsamında benzeri eşya satan yerden alındığı takdirde istihkak davası açılsa dahi iyiniyetli üçüncü kişiye bedeli ödeyerek taşınırı geri alınabilecektir.

Bahsi geçen kararlardan anlaşılacağı ve daha önce de belirtildiği üzere yargıda, motorlu taşıtlarda emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetli üçüncü kişinin hak kazanıp kazanamayacağı konusunda sabit bir içtihat bulunmamaktadır. Pratikte bu kadar sık gündeme gelen bir konu hakkında değişken içtihatlar olması hukuka olan güvenin sarsılmasına neden olsa bile son yıllarda motorlu aracı emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetle iktisap eden üçüncü kişinin ediniminin korunacağına yönelik Yargıtay’daki görüş birliği ileri yönelik umut vaat etmektedir.


[1] Özçelik, Barış (2019), ‘Motorlu Araç Mülkiyetinin Yetkisiz Kimseden Devralınması ve Sonuçları’, Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,Ankara, S:68 C:4, s: 844. [2] 6284 sayılı Türk Medeni Kanunu 985. Madde: “Taşınırın zilyedi onun maliki sayılır. Önceki zilyetler de zilyetlikleri süresince o taşınırın maliki sayılırlar.” [3] Özçelik, (2019) a.g.e, s: 846. [4] Özçelik, (2019) a.g.e., s: 846. [5] Hamamcıoğlu Gülşah, (2014) ‘Medeni Hukukta Tasarruf İşlemi Kavramı’, On İki Levha Yayıncılık, Erişim Tarihi: 12.12.2020. s:70. [6] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, T: 18.10.2018, E: 2018/1859, K: 2018/249 (legalbank.net) [7] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, T: 27.11.2018, E: 2018/2686, K: 2018/6122 (legalbank.net) [8] Eren, Fikret, (2019) ‘Borçlar Hukuku Genel Hükümler’ 24.Baskı, Yetkin Yayınevi, s. 473 vd. [9] Erbek, Özge (2013). ‘Taşınır Mülkiyetinin Devrinde Sebebe Bağlılık – Soyutluk Meselesi’ Journal of Yaşar University ,8 (Özel) https://dergipark.org.tr/tr/pub/jyasar/issue/19146/203183 [10] Kurt, Ekrem ‘Motorlu Araç Mülkiyetinin Devri, Tescili ve Harici Devirler’ s:1870. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/179478 Erişim Tarihi: 05.12.2020. [11] Oğuzman, M. K./ Seliçi, Ö./ Oktay-Özdemir, S. (2016, “Eşya Hukuku”, İstanbul, 19. Baskı, s: 744 [12] Kurt, a.g.e. s:1870. [13] Özçelik, (2019) a.g.e.s: 849. [14] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T: 25.09.2002, E: 2002/4-608, K:2002/643 (legalbank.net) [15] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, T: 26.2.1996, E: 1996/728, K:1996/854 (legalbank.net). [16] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu T: 25.09.2002, E: 2002/4-608, K:2002/643 (legalbank.net). [17] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, T: 07.04.2016, E: 2016/1025, K: 2016/4703 (legalbank.net) [18] Stark/Lindenman, Vorbem. zu Art. 926-929, N.16 [19] Sirmen, Lale, (2020),’Eşya Hukuku’, Ankara, Yetkin Yayınları, 8. Baskı, s. 87. [20] Ansay, S.Ş., ‘Menkul Mallarda Mülkı̇yetı̇n Ve Hasarın İntı̇kalı̇ Hak­ Kında Muhtelı̇f Sı̇stemler Arasında Bı̇r Mukayese’, s.: 454, Erişim Tarihi: 13.12.2020 (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/320/3181.pdf)



KAYNAKÇA

Ansay, S.Ş. Menkul Mallarda Mülkı̇yetı̇n Ve Hasarın İntı̇kalı̇ Hak­ Kında Muhtelı̇f Sı̇stemler Arasında Bı̇r Mukayese

Erbek, Ö. (2013). Taşınır Mülkiyetinin Devrinde Sebebe Bağlılık – Soyutluk Meselesi, Journal of Yaşar University

Eren, F. (2019). Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 24.Baskı, Yetkin Yayınevi, Ankara

Hamamcıoğlu, G. (2014). Medeni Hukukta Tasarruf İşlemi Kavramı, On İki Levha Yayıncılık

Kurt, E. (2013). Motorlu Araç Mülkiyetinin Devri, Tescili ve Harici Devirler, Yaşar Üniversitesi Elektronik Dergisi, C. 8, Özel Sayı, Prof. Dr. Aydın ZEVKLİLER’e Armağan, Aralık

Mevzuat

Oğuzman, M. K./Seliçi, Ö./Oktay-Özdemir, S. (2016). Eşya Hukuku, 19. Baskı, İstanbul

Özçelik, B. (2020) Motorlu Araç Mülkiyetinin Yetkisiz Kimseden Devralınması ve Sonuçları, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

Sirmen, L. (2020). Eşya Hukuku, 8. Baskı, Ankara.

Stark, Emil W./Lindenmann, Barbara (2016). Berner Kommentar, Kommentar zum schweizerischen Privatrecht, Schweizerischen Zivilgesetzbuch, IV. Band, Das Sachenrecht, 3. Abteilung, Besitz und Grundbuch, 1. Teilband, Der Besitz, Bern

Yargıtay Kararları

692 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör