Uluslararası Hukukta ve Türk Anayasasında Eğitim ve Öğretim Hakkı

Salim Can Eser – Bahçeşehir Üniversitesi

Giriş

Eğitim ve öğretim hakkı, herkesin doğduğu andan itibaren sahip olduğu, hayatımızı şekillendirmek konusunda en etkili yolları çizmemize yarayan, geleceğimizi belirlememizde önemli bir yere sahip olan en temel haklarımızdan biridir. Küçük yaşta hayatı keşfetmemizi sağlayan eğitim, öncelikle aile içerisinde başlamak ile birlikte daha sonrasında okula ve topluma taşınmaktadır. Dolayısıyla her toplum içerisindeki olgu gibi eğitimde çeşitli kurallar ile çerçevesi çizilmiş durumdadır.

Eğitimin hukuki açıdan önemine gelecek olursak, genel anlamıyla eğitimin ne olduğunu incelemek bu önemi anlamak açısından başlangıç teşkil edecektir. Çünkü günümüzde devletlerin kural koyucularının belirlediği kuralların daha iyi olmasını sağlayacak unsur, özellikle demokratik ülkelerde, iyi eğitim almış, temel haklarının farkında ve diğer insanların özgürlük sınırlarını bilen vatandaşlara sahip olmaktır. Bu vatandaşlara sahip olmak ise, kişilerin özgür bir biçimde potansiyellerini değerlendirebilmelerinden geçer. Bu sebeplerden dolayı hem kişinin kendisi için hem de devletin vizyonu için eğitim ve öğretim en çok öneme sahip olan unsurların başında gelmektedir.

Uluslararası hukuk bağlamında eğitim hakkını incelediğimizde ise, zamanla sınırları ortadan kaldırılmaya çalışılan bir rota çizildiğini görürüz. Aynı şekilde Avrupa devletlerinin eğitim politikalarını incelediğimizde de karşılaşacağımız durum liberalleşen eğitim anlayışlarıdır. Dünyada genel kapsamda yaşanan insan hakları gelişmelerinin de etkisi altında kalan eğitim hakkı, uluslararası hukukta ve bazı gelişmiş ülkelerde kişinin merkezde olduğu bir çerçevede bulunmaktadır.

Türk Anayasasına ve eğitim politikalarına göz gezdirecek olursak çok daha merkeziyetçi bir tutumla karşılaşırız. Osmanlı Devleti’nin karmaşık eğitim anlayışını miras olarak alan Türkiye Cumhuriyeti, eğitim bağlamında düzenlenmek amacıyla merkeziyetçi ve denetimci bir tutuma giderek o dönemde yaşadığı sorunlardan uzaklaşmak istemiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da inkılaplar döneminde en çok yenilenme geçiren konulardan biri eğitim hakkı konusu olmuştur. Kendi zamanı çerçevesinde ideal adımlar olarak değerlendirilen Türk eğitim politikaları, günümüze köklü değişikliklere uğramadan gelmiştir. Bu sebep dolayısıyla da eğitim sisteminin yenilik ihtiyacı günümüzde akademide yer alan kişilerce tartışılmaktadır.

I. Uluslararası Hukukta Eğitim ve Öğretim Hakkı

Eğitim hakkı, uluslararası hukukun en temel konularından biridir. Bu sebeple eğitim hakkı bağlamında birçok anlaşma mevcut iken, temel konusu eğitim olmayıp, eğitim hakkına gönderme yapan birçok belge de mevcuttur. Bu belge ve antlaşmalardan en çok öne çıkanları ise “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”, “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi”, “Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme”, “Çocuk Hakları Bildirisi” ve Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” olarak belirtilebilir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi üyesi ülkeler tarafından 4 Kasım 1950 tarihinde imzalanmış, ülkemizin de 1954 yılında onayladığı, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan sözleşmedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Ek Protokolünün 2.maddesinde eğitim hakkı düzenlenmektedir. Bu düzenlenmeye göre devlet, eğitim ve öğretim hakkı konusunda görevini yerine getirmekle sorumlu hale getirilmiş, ayrıca hiç kimsenin eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamayacağı belirtilmiştir. Bunun dışında eğitim ve öğretim hakkını kullanan küçüğün eğitim ve öğretimde hayat felsefesini ve dini eğitiminin belirlenmesinde ana ve babasının rolünün olmasına saygı duyacağını belirtmiştir. Bu ifadelerle birlikte günümüzde zorunlu din dersleri tartışmaları mevcudiyet kazanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tutumunu daha iyi anlayabilmek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını incelersek, sözleşmenin, özel veya devlet okulu ayrımı yapmaksızın eğitimde çoğulculuğu güvence altına alma amacı belirtilmiştir. Devletlere, eğitim ve öğretim hakkını uygulamada çok büyük sorumluluklar düşmektedir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanmış, insan hakları açısından ağır ve yaralı bir dönem geçirmiş dünya devletlerinin temel insan hak ve özgürlüklerini belirleyen ve kişilere özgürlüklerini tanıyan anlaşmadır. Bu bildirinin 26.maddesinde eğitim hakkı tanımlanmış, herkesin eğitim hakkına sahip olduğu ve eğitimin en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasız olduğu belirtmiştir. Yükseköğretimin aynı şekilde herkese eşit şartlar sunacak şekilde açık olması gerektiğini belirten bildiri, eğitimin ırklar ve dinsel topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmesi gerektiğini söylemektedir. Son olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne benzer bir biçimde, çocuklara verilecek eğitimin türünü seçmenin, öncelikle anne ve babanın hakkı olduğu belirtilir.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 16 Aralık 1966’da kabul edilen, ancak yürürlüğe 1976 yılı itibariyle girebilmiş, işçi hakları, sağlık hakkı, eğitim hakkı ve yaşam standardını belirleme hakkı dahil olmak üzere ekonomik, sosyal ve kültürel hakların verilmesine yönelik çalışmayı taahhüt eden sözleşmedir. Eğitim hakkının en geniş çerçevede belirlendiği sözleşmelerden birisidir. Diğer uluslararası sözleşmelerle benzer unsurları taşıyan bu sözleşme, ek olarak, eşitliğin altını çizmiş ve burs sistemini önermiş, öğretim personellerinin maddi koşullarının sürekli iyileştirilmesi gerektiğini savunmuş ve parasız ilköğretimin altını çizmiştir. Bu sözleşmeye göre de eğitim, herkesin özgür topluma eşit bir biçimde katılmasını sağlamalıdır ve bütün ırksal, etnik ve dinsel gruplar içerisinde anlayış ve hoşgörü hâkim olmalıdır. Yine önceki sözleşmelerde de bulunduğu üzere çocuklara verilecek eğitimin türünü seçebilme hakkının öncelikle anne ve babanın elinde olduğu belirtilir.

Genel olarak birkaç antlaşmanın içeriğine ve tüm antlaşmaların da hedefini inceledikten sonra söyleyebiliriz ki, insanlığın geçirdiği zor ve savaş dolu yıllardan sonra insan haklarında yapılmış ilerleme isteğinin ürünlerini en etkin biçimde gördüğümüz konulardan biri eğitim hakkıdır. Eğitim hakkı, hala içerisinde birçok çözülmemiş problemi barındırıyor olsa bile ilerlemiştir ve ilerlemektedir.

II. 1921, 1924 ve 1961 Türk Anayasalarında Eğitim Hakkı

Uluslararası sözleşmeleri inceledikten sonra, Türk Anayasasında eğitim hakkının yerini incelemeden önce belirtmemiz gerekir ki, 1982 Anayasasının 90. Maddesine göre usulüne göre konulmuş uluslararası sözleşmeler kanun hükmünde sayılmıştır. Bununla birlikte yine aynı maddenin son fıkrasında belirtilene göre, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınması gerekmektedir. Eğitim hakkının da temel hak ve özgürlüklerden biri olduğu hatırlanacak olursa yukarıda anlattığımız ve Türkiye’nin de imzacı olduğu antlaşmaların Türk hukukunda da aynen veya kanunlarla belirtileceği ölçütte geçerli olacağının altı çizilmelidir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitime oldukça fazla önem verildiğini belirtmiştik. Bunun sebebi, yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedeflerine ulaşmasının en hızlı eğitim yoluyla sağlanabilecek olmasıdır. Atatürk bu hedefe ulaşabilmek yolunda, doğrudan eğitim hakkı üzerinde birçok yeniliğe önderlik etmiş, tarihi tarihe göre değerlendirecek olursak da fırsat eşitliğinin sağlanması yolunda çok önemli adımlar atmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası olan 1921 Anayasasını inceleyecek olursak, bu anayasamızda eğitim ile ilgili hiçbir maddenin var olmadığını görürüz. Bunun sebebi de 1921 Anayasasının bir kriz döneminde, devleti kurtarmak ve bağımsızlığını sağlamak gayesiyle yazılmış olmasıdır. Dolayısıyla bu Anayasa sadece devletin temel çerçevesini çizmek üzere yazılmış bir Anayasadır.

1924 Anayasasına baktığımızda, 87.maddesinin eğitim hakkıyla ilgili olduğunu görmekteyiz. Bu maddeye göre “Kadın, erkek bütün Türkler ilköğretimden geçme ödevindedirler. İlköğretim devlet okullarında parasızdır.” denilmiştir. Bu maddede kadın ve erkek eğitim hakkı bağlamında eğit tutulmuş ve her vatandaşa ilköğretim zorunlu tutulmuştur. Ayrıca devlet okullarında eğitimin parasız olacağı belirtilmiştir. Yine 1924 Anayasasının 80. maddesine göre ise “Hükümetin gözetimi ve denetlemesi altında ve kanun çerçevesinde her türlü öğretim serbesttir.” denerek özel eğitim ve öğretimin hükümet gözetimi çerçevesinde serbest olacağı belirtilmiştir. Yine 1924 yılında Anayasa haricinde de Tehvid-i Tedrisat Kanunu kabul edilmiş ve bugünkü adıyla Millî Eğitim Bakanlığı kurulmuştur.

1961 Anayasasına baktığımızda, eğitim hakkı hem temel bir hak olduğu hem de sosyal bir hak olarak belirtilmektedir. Anayasanın hem 21.maddesinde hem de 50.maddesinde düzenlenmiştir. 21.maddeye göre, “Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma yapma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Ayrıca yine öğretim devletin gözetimi altında serbest kılınmıştır. Bunun dışında özel okulların devlet okullarından altta kalamayacağı belirtilmiş ve özel okulların şartlarının kanunlarla düzenlendiği söylenmiştir. 50. Maddeyi incelersek ise, ilk olarak “Halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlama devletin başta gelen ödevlerindendir.” denmiştir. Bu madde ile birlikte, görülebileceği üzere, devlet, vatandaşlarının eğitim ihtiyaçlarını sağlamayı ödevi bilmiş ve eğitim hakkına verdiği önemi belirtmiştir. Yine aynı maddede ilköğretimin hem kız hem de erkek öğrenciler için zorunlu olduğu ve ilkokulun parasız olduğu belirtilmekle birlikte maddi imkanlardan yoksun öğrenciler için en yüksek öğrenim derecelerine çıkmaları amacıyla burslar ve çeşitli yollar ile gerekli yardımı yapacağı belirtilmiştir.

Günümüzde yürürlükte olan Anayasamıza kadar tüm bu anayasaları incelediğimizde, giderek daha fazla detaya sahip maddelerle karşılaşmakla birlikte, savaş içerisindeki 1921 Anayasası hariç her iki Anayasamızda da eğitimin hakkının önemi ile birlikte yer aldığını görürüz. Bununla birlikte eğitim hakkını geliştirecek ve kendi dönemi içerisinde daha iyi hale getirecek birçok kanun ve inkılap gerçekleştirilmiştir.

III. 1982 Türk Anayasasında Eğitim Hakkı

1982 Anayasasının eğitim hakkı hakkındaki maddelerini daha iyi anlayabilmek için öncelikle önceki anayasalar ile arasındaki farkı ve hangi şartlar altında hazırlandığını öğrenmemiz gerekmektedir. Önceki Anayasalara kıyasla 1982 Anayasasında daha katı bir anlayış ve devlet otoritesini güçlendiren bir tutum görmekteyiz. 1961 Anayasasının daha özgürlükçü tutumu karşısında bu anayasanın otorite – hürriyet dengesi içerisinde otoriteye güç veren tavrı birçok hukukçu tarafından eleştirilmiştir. Bülent Tanör’ün yorumu şu şekildedir: “1982 Anayasası ile topluma, bireye ve özellikle emekçi sınıflara son derece dar bir özgürlük ve katılım alanı çizilmekte, siyasal ve sosyal demokrasinin işlemesine engelleyici bir model yaratılmaktadır”.

Bahsettiğimiz bu otoriter eğilimli anlayışın, Anayasamızda yer alan eğitim hakkı üzerinde de etkili olduğunu savunan birçok görüş mevcuttur. Bununla birlikte Anayasada bir konunun çok fazla hükme bağlanmasının özgürlüğün daha fazla kısıtlanması olarak yorumlayan yazarlar bu kapsamdan önceki Anayasaya göre 1982 Anayasasında eğitim hakkının fazlasıyla sınır altına alındığını belirtmektedir.

Maddelere gelecek olursak, Anayasamızın 42. Maddesinde kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı belirtilmekle birlikte aynı maddede önceki Anayasadan pek farklı olmaksızın yine kız ve erkek tüm vatandaşlar için ilköğretimin zorunlu ve parasız olduğu eklenmiştir. Bununla birlikte aynı maddede “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.” denmiştir. Aynı şekilde devamında özel okulların nasıl düzenleneceği belirtilmiş ve maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin burslar ve başka yollarla gerekli yardımı alacağı söylenmiştir. Bununla birlikte maddenin devamında yer alan “Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.” fıkrası, Anayasanın meydana getiriliş şartlarında eğitim kurumlarının etkisi ve faaliyetleri sebebiyle oluşturulmuştur. Ayrıca “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası antlaşma hükümleri saklıdır.” denerek tek ve kesin olarak eğitim kurumlarında anadil Türkçe olarak belirtilmiştir.

Daha önceden de belirttiğimiz üzere 1982 Anayasasının otoriter anlayışının aynı şekilde eğitim hakkı kısmına da yansıdığını söylemek pek yanlış olmayacaktır. Bununla birlikte kimsenin eğitim hakkından mahrum bırakılamayacağı mesajının açıkça verilmesi, ayrımcılık yapılmaksızın kişilerin eğitim hakkını kullanabileceğini düşündürse de, daha sonrasında yaşanan başörtüsü olayları sonucunda hiç kimsenin kanunda belirtildiği şekilde olmadığı müddetçe yükseköğrenim hakkının engellenmesine müsaade edilmeyeceği şeklinde bir madde eklenmiştir.

Bir diğer tartışma noktası ise din eğitiminin zorunlu dersler arasında yer almasıdır. Bu konu oldukça fazla tartışılmakla birlikte din ve vicdan hürriyetinin ihlal edildiği de görüşler arasındadır. Uluslararası sözleşmeleri inceleyecek olursak görebiliriz ki, küçüğün eğitim hakkının kullanılması devlete değil anne ve babaya tanınmıştır. Dolayısıyla İslami unsurların çok daha fazla yoğunlukta olduğu din eğitimini doğrudan zorunlu kılmanın eğitim hakkı kapsamında ne kadar özgürlük tanıdığı tartışma konusudur.

Hukuki kapsam dışında biraz daha felsefi olarak bakacak olursak da daha önce de belirttiğimiz üzere liberalleşen dünyada temel insan hak ve özgürlüklerini genişletmenin ilk adımlarından birisinin de eğitim hakkının sınırlarının genişletilmesi olduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla sınırları belirli bir biçimde belirli zorunluluklar öngörerek eğitim hakkını merkeziyetçi ve dolayısıyla her bireye benzer tip bir eğitim sağlama anlayışıyla yönetmek, günümüz dünyasında eğitimden vatandaşların çok daha az verim almasına göz yummak olacaktır. Fakat her bireyin kendi yolunu daha özgür bir biçimde çizebileceği, akademik hayatında aldığı derslerin olabildiğince kendisi tarafından belirlendiği bir anlayış, hem hedeflenen eğitim vizyonunun başarılı olmasını sağlayacak, hem de eğitim hakkının temel hak ve özgürlükler kapsamında daha keskin bir biçimde kullanılmasını sağlayacaktır.

Sonuç

Eğitim ve öğretim hakkı, uluslararası antlaşmalarda ve Türk Anayasasında benzerlik göstermekle birlikte, uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığı da göz önünde bulundurulduğunda oldukça etkin bir biçimde sağlanmaktadır. Yalnızca Anayasamızın yazıldığı tarihte içinde bulunulan durumun ve zaman içerisinde yaşanan olayların yansımalarının, her zaman olduğu gibi, günümüz Anayasasına da yansıdığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bununla birlikte eğitim hakkı her ne kadar temel hak ve özgürlükler sınıfında değerlendirilse de şahsi kanaatim eğitim hakkının sınırlarının daha esnek ve özgürlüklerinin daha belirgin olması gerektiği yönündedir.

KAYNAKÇA

ÇALLI Yüksel, “Türk Anayasa Hukukunda Eğitim Hakkı”, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi,2009

ÇOŞKUN Ufuk, “Yeni Anayasa ve Eğitim”, Liberal Düşünce, Sayı 66 (Bahar, 2012), s.111-121


200 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör