BAĞLANMA PARASININ İADESİNDE TEMERRÜT TARİHİNİN BELİRLENMESİ VE YASAL FAİZ İŞLEME TARİHİNİN BELİRLENMESİ
Firdevs Atmaz
Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi

I. Giriş
Borçlar hukuku kapsamında taraflar arasında yapılan sözleşmelerin güvence altına alınması için çeşitli hukuki araçlar geliştirilmiştir. Bu araçlardan biri olan bağlanma parası, tarafların sözleşmenin kurulmuş olduğunu kanıtlamak amacıyla ödedikleri bir paradır. Bağlanma parasının iadesi, sözleşmenin ifa edilmemesi, geçersizliği veya tarafların kusuru gibi farklı hukuki sebeplerden kaynaklı ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda iade sürecinde temerrüt tarihinin belirlenmesi ve buna bağlı olarak yasal faiz işleme günününde belirlenmesi hem alacaklı hem de borçlu açısından kritik öneme sahiptir.
Bu çalışmada, bağlanma parasının iadesinde temerrüt tarihinin belirlenmesine ve yasal faizin işlenme tarihinin belirlenmesine ilişkin doktrinsel görüşler, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları ışığında incelenmektedir. Temerrüt tarihinin tespiti, borçlu temerrüdü ve ilgili faiz işlenme gününün hesaplamaları açısından bunların doğru yapılabilmesi için büyük bir önem taşımaktadır. Çalışmanın amacı, bağlanma parasının iadesi ve temerrüt tarihi konusundaki mevcut durumu göstermek ve farklı bir çözüm varsa buna değinerek nasıl bir sonuç doğuracağına işaret etmektir.
II. Borçlu Temerrüdü, Şartları ve Sonuçları
Borçlu temerrüdü Türk Borçlar Kanunun 117. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre borçlu eğer borcunun vadesi geldiği halde yani ifa zamanı geldiği halde borcunu ifa etmemesi durumuna temerrüt denir. Alacaklının ihtarı ile borçlu temerrüde düşmüş olur ve artık temerrüt faizi dediğimiz faiz sürecinin başlatılması olanağı doğmuş olur.
Borçlunun temerrüde düşmesi için öncelikle borcun muaccel olması yani borcun vadesinin gelmiş olması gerekmektedir. Borçlunun temerrüde düşmesi için ifanın hala mümkün olması lazımdır, borcun ifa edilmemiş olması gerekir ve ihtar yapılmış olması gerekir. Bu şartlar gerçekleştiğinde borçlu temerrüde düşmüş olur. Fakat kanunda sayılan bazı durumlar varsa ihtar gerekmeksizin borçlu temerrüde düşer. Bu durumlar 117/2’de sayılmıştır.
Bu durumlar:
1) Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı
tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir
bildirimde bulunmak suretiyle belirlenmişse, bu günün geçmesiyle
2) Haksız fiilde fiilin işlendiği tarihte
3) Sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte
4) Sözleşmeye aykırılık sebebiyle doğan tazminat borçları bakımından da
aykırı davranan borçlu aykırı davrandığı tarihten itibaren
5) Borçlunun durumundan tutumundan alacaklının ona ihtarda
bulunmasının faydasız olacağı anlaşılıyorsa borçlu ihtar gerektirmeksizin temerrüde düşmüş olur.
Borçlunun temerrüde düşmesi sonucunda TBK m 118 uyarınca gecikme tazminatı ödenmesi sonucu doğabilir.
TBK m 118: “Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.”
TBK m 119 kapsamında Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hal sebebiyle doğacak zarardan sorumludur. Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik halin ifa konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.
Para borçlarında borçlu temerrüde düşerse 2 sonuç ortaya çıkar. Bunlar temerrüt faizinin ödenmesi ya da aşkın zararın tazmin edilmesidir.
Ayrıca borçlunun temerrüde düşmesi halinde alacaklıya 3 seçimlik hak daha tanınmıştır. Bunlar:
1) Aynen ifa ile birlikte gecikme tazminatı talep etme
2) Aynen ifadan vazgeçerek müspet zararın tazminini talep etme
3) Sözleşmeden dönerek menfi zararın tazminini talep etme
Bu seçimlik hakların kullanılabilmesi için bazı formalitelerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu formaliteler borçluya ifa edebilmesi için ek süre verilmesi ve eğer aynen ifadan vazgeçilmişse bunun derhal bildirilmesidir (TBK m 125/2). Ek süre verilmesini gerektirmeyen durumlar TBK m 124’te sayma yolu ile belirtilmiştir.
III. Bağlanma Parası
Bağlanma parası Türk Borçlar Kanunun 177. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre bağlanma parası bir tarafın diğer tarafa sözleşme kurulurken sözleşmenin kurulduğuna kanıt oluşturması için verilmiş paradır. Ayrıca bu verilen paranın sözleşmede kararlaştırılmış alacak miktarından yani borç miktarından düşülmesi de kanunen kararlaştırılmıştır. Bu sebeple ayrıca kısmi ifa özelliği de taşımaktadır. (Kısmi ifa, bir borcun ya da üstlenilen edimin kısmen yerine getirilmesi demektir.) Öte yandan bağlanma parası, alan taraf için sözleşmenin konusunun ifa edilmemesi durumunda teminat niteliği de taşır. Yani bu, bağlanma parasını alan kişinin, sözleşme bozulursa zarar etmemesi için elinde bir güvence olması anlamına gelir. Ayrıca kanunen bağlanma parasının kararlaştırılması için herhangi bir şekil şartı öngörülmemiştir. Sözlü de yapılabilir, taraflar kendi aralarında adi yazılı şekilde de buna karar verebilirler. Bu yüzden bir uyuşmazlık durumunda verilen paranın bağlanma parası olduğunun kanıtlanması yeterli olacaktır.
IV. Bağlanma Parasının İadesi ve Şartları
A. Bağlanma Parasının İadesini Gerektiren Durumlar ve Şartları
1. Sözleşmenin Geçersiz Olması
Sözleşmenin butlan veya iptal gibi nedenlerle geçersiz hale gelmesi durumlarında bağlanma parası olarak parayı alan kişinin, aldığı parayı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre (TBK m. 77-82) iade etmesi gerekecektir. Çünkü bağlanma parası fer’i bir haktır ve bağlı olduğu asıl sözleşme geçerli değilse yan hak olan bağlanma parası da geçerli olmayacaktır.
2. Sözleşmenin Hiç veya Gereği Gibi İfa Edilmemesi
Sözleşme hiç veya gereği gibi ifa edilmediği takdirde, alacaklı borçludan uğradığı zararın tazminini talep edebilir (TBK m. 112 vd.). Bağlanma parası veren veya alan tarafın tazminatla yükümlü olması hallerine ilişkin olarak, yani bağlanma parası ile güvence altına alınan sözleşmede, tarafların üstlendikleri edimleri ifa etmemelerinin ne gibi hüküm ve sonuçları olacağına ilişkin kanunda (TBK m. 177’de) özel bir hüküm bulunmamaktadır.
3. Sözleşmenin Hiç veya Gereği Gibi İfa Edilmemesine Bağlanma Parası Veren Taraf Sebep Olmuşsa
Bağlanma parası veren tarafın, borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesinde kusurlu olup olmamasına göre konuyu ikiye ayırarak incelemek gerekir.
Borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi bağlanma parası veren kişinin kusuru olmaksızın gerçekleştiyse (imkansızlık gibi), bağlanma parasını alan kişinin bu parayı iade etmesi gerekecektir.
Eğer sözleşme, parayı veren tarafın kusuru nedeniyle zamanında veya hiç yerine getirilmemişse ve karşı taraf hem ifa hem de gecikme tazminatı ya da ifadan vazgeçip uğradığı zararı istiyorsa, bağlanma parası Türk Borçlar Kanunu’nun 177’nci maddesi gereği bu tazminattan düşülür. TBK m 117 de bu ifade şöyle açıklanır “*Aksine sözleşme veya yerel adet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür*.”
Aynı şekilde, edimin kusurla imkansız hale gelmesi durumunda da bağlanma parası hesaplanan tazminattan düşürülür. Buna karşılık, temerrüt sebebiyle sözleşmeden dönülürse ve sadece uğranılan zarar istenirse, sözleşme ortadan kalktığı için bağlanma parası tamamen geri verilir. Bu geri verme işlemi, sebepsiz zenginleşme kurallarına göre nakit olarak veya takas yoluyla yapılabilir.
Doktrinde bir görüş, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesine bağlanma parasını veren tarafın sebep olması durumunda; bağlanma parasını alan tarafın, bağlanma parasını asıl alacağa mahsup etmekle yükümlü olması halinde, aldığı bağlanma parasını tazminat alacağına mahsup etmesi gerekliliğinden bahsetmiştir.
Yargıtay ise, bağlanma parasını verenin kusuru sebebiyle ifanın mümkün olmaması halinde, bağlanma parasının iadesinin gerekeceğini; bağlanma parasını alan tarafın sözleşmenin ifa edilmemesi sebebiyle tazminat hakkı olacağı için, tazminat hakkı kadarki bağlanma parasını alıkoyabileceğini ifade etmiştir.
(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2013/21340 Esas 2014/6498 Karar
“...Bu belgelerde kullandıkları "kapora" ve "peşinat"
sözcüklerinin; belgenin ortak konusunu oluşturan taşınmazın
ileride yapılması kararlaştırılan resmi satışının gerçekleşmesi
halinde ödenecek olan satış bedeline mahsuben, alıcı davacı tarafından önceden satıcı davalıya ödenen paraları ifade ettiği; başka bir ifadeyle tarafların "kapora" ve "peşinat" sözcüklerini
aynı anlamda kullandıkları, ödenen paraların tarih ve miktarlarını
belgeye bağlamak amacıyla düzenlendiği, dosya kapsamından
anlaşılmaktadır.
Resmi satış işleminin gerçekleşmediği, bu nedenle
davalının aldığı tutarı davacıya geri vermekle yükümlü
bulunduğu da açık ve çekişmesizdir (H.G.K. 2009/19-206)
BK."nun 156.maddesi uyarınca, pey akçesinin verilmesi
halinde, asıl olan onun akdin vukuuna delil olarak verilmiş
olmasıdır. Açıkça cayma tazminatı olduğu şart edilmedikçe
kapora, pey akçesi gibi verilen paralar cayma tazminatı
olamayacağından akdi bozmakta haklı olsun olmasın onu veren
taraf istirdada yetkilidir.”
4. Sözleşmenin Hiç veya Gereği Gibi İfa Edilmemesine Bağlanma Parası Alan Taraf Sebep Olmuşsa
Burada yine, kusura bağlı bir ayrım yapmak gerekir. Borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi bağlanma parasını alan kişinin kusuru olmaksızın gerçekleştiyse (imkansızlık gibi), bağlanma parasını alan kişinin bu parayı iade etmesi gerekecektir.
Bağlanma parasını alan tarafın kusuru neticesinde sözleşmenin ifasının mümkün olmaması halinde, bağlanma parasını veren kişi, bu paranın iadesini isteyebilir. Bu durumda, bağlanma parasını veren kişinin kusuru neticesinde sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinde parayı alan kişi gibi parayı veren kişinin de iade davası, sebepsiz zenginleşme kurallarına değil, doğrudan doğruya sözleşme hükümlerine dayanacaktır.. Hatta bağlanma parasını veren kişi, bu paranın iadesinin yanında karşı taraftan sözleşmenin ifa edilmemesi sebebiyle doğan zararının tazminini de isteyebilir.
B. Bağlanma Parasının İade Usulü
1. İadeninHukukiSebebininBelirlenmesi
Öncelikle iadenin hukuki sebebi belirlenmelidir. Eğer sözleşme geçersiz ise iadenin dayanağı TBK m 77 vd. sebepsiz zenginleşme olacaktır ve bağlanma parasının tam iadesi talep edilecektir. Sonraki İmkansızlık durumunda ise önceden ödenmiş olan bağlanma parasının iadesi istenir. Eğer sözleşmeden dönülürse ve menfii zarar istenirse, ki bu müspet zarar bağlanma parasından miktarca fazla olabilir, bu durumda ayrıca menfii zarar da ödenir. Eğer bir tarafın temerrüdü veya sözleşmeye aykırı hareketi olmasına rağmen karşı taraf sözleşmeden dönmeyebilir ve müspet zarar isteyebilir. Bu durumda bağlanma parası bu müspet zarardan düşürülür ve kalan miktar ödenmek durumundadır. ( TBK m 177/2) Eğer sözleşme daha kurulmadan bağlanma amacıyla bağlanma parası verilmiş fakat sonrasında sözleşme kurulmamışsa bu durumda bağlanma parası yine sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak iadesi talep edilebilecektir.
2. İade Şekli
2 iade şekli vardır. Biri sebepsiz zenginleşme ile iadedir. Diğeri ise müspet veya menfii tazminattır. İadenin hukuki sebebine göre iade şekline karar verilir.
3. Usuli Yollar
Kabaca 3 usuli yoldan bahsedilebilir. İlk olarak taraflar kendi aralarında yazılı veya sözlü olarak anlaşarak bağlanma parasının iadesini gerçekleştirebilirler. Eğer bu anlaşma gerçekleşmezse alacaklı taraf icra takibi ile bağlanma parasının verilmesini talep edebilir ve takip edebilir. Ayrıca bu yollara ek olarak dava açma yolu ile de bağlanma parasının iadesi gerçekleştirilebilir. Bu dava Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılır.
4. Faiz ve Zararlar
Bağlanma parasının iadesinde ayrıca faiziyle geri ödeme imkanı da vardır. Ayrıca bağlanma parasının geri verilmemesi eğer alacaklıya zarar verdiyse bu zararın tazmini de talep edilebilir. Bu zararın ispatı alacaklıya aittir.
V. Doktrin İncelemesi ve Çıkarımlar
Bağlanma parasının iadesinde temerrüt tarihinin belirlenmesinde doktrinde iki farklı görüş bulunmaktadır. İlk görüşe göre bağlanma parasının iki işlevi vardır. Birinci işlevi sözleşmenin yapıldığına kanıt oluşturma işlevidir. Diğer işlevi de kısmı ifa işlevidir. Kısmi ifa işlevine göre bağlanma parası sözleşmede kararlaştırılmış borcun bir kısmını oluşturmakta ve borç ifa edilirken bağlanma parası olarak ödenen miktar borç miktarından düşülmektedir. Bu kısmi ifa işlevini ele aldığımızda bağlanma parasının ödendiği gün muaccel olacağı mantıksal çıkarımı yapılabilir. Çünkü kısmı ifa eğer kabul görülüyorsa (borcun türünden ötürü kabul edilip edilmeme durumu vardır) bu borç kısmi ifanın ödenmesi ile muaccel hale gelir. Bu muaccel hale gelme durumu ise borçlunun temerrüde düşme tarihinin belirlenmesinde etkili olur çünkü borçlunun temerrüde düşmesinin öncül şartlarından birisi borcun muaccel olmasıdır. Yani bağlanma parasını borcun bir kısmı varsaydığımızda ödendiği gün muaccel olacağı için iadesinde de ödendiği gün temerrüt tarihi olarak ele alınması ve eğer sonrasında sözleşmenin kurulmaması gibi bir durum olduğunda faizin hesaplanacağı gün olarak muacceliyet günü yani ayrıca temerrüde düşme günü olan bağlanma parasının ödendiği gün esas alınmalıdır.
Bunu bağlanma parasının iadesine sebep olan hukuki sebepleri incelediğimizde temerrüt tarihinin kararlaştırılması daha da kolaylaşacaktır. Öncelikle sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı bir iade gereksinimi varsa bu durum TBK m 117/2’de sayılan ihtar gerektirmeyen durum arasında sayıldığı için borçlunun temerrüde düşmesi için ihtar gerekmeyeceğinden ve ayrıca borç muaccel olduğundan ödeme gününden itibaren yasal faiz işletilmeye başlanabilir. Aynı durum diğer ihtar gerektirmeyen durumlar içinde geçerli olacaktır. Haksız fiil işlendiğinde işlenme tarihinden itibaren, borcun ifa edileceği gün birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlenmişse bu günün geçmesiyle, sözleşmeye aykırılık sebebiyle doğan tazminat borçları bakımından da aykırı davranan borçlu aykırı davrandığı tarihten itibaren borçlu temerrüde düşer ve yasal faiz işletilme tarihi olarak bu tarihler esas alınır.Yani kısaca bağlanma parasının kısmi ifa özelliğinden ödendiği gün muaccel olur ve ihtar gerektirmeyen durumlarda ödendiği günden itibaren yasal faizin işlenmesine karar verilmesi gerekmektedir.
Diğer bir görüş ise bağlanma parasının iadesinde temerrüt tarihini ihtarın yapıldığı tarih olarak kabul etmektedir. Eğer borçlu ihtar yaptıysa o gün temerrüt tarihidir ama eğer böyle bir ihtar yoksa dava açıldığı tarih veya takibin başlatıldığı tarihte temerrüde düşürülme tarihi olarak kabul edilir. Bu görüşe göre çoğunlukla dava açılma tarihi yasal faizin işlenmeye başlanma günü olarak kabul edilir ve yargıtay kararlarının bir çoğunda iade edilecek paranın bağlanma parası olup olmadığına dikkat edilmeksizin yasal faiz işlenme tarihi olarak kabul edilmektedir.
VI. Mahkeme Kararları İncelemesi
Yargıtay kararlarını incelediğimizde birçok kararında bağlanma parasının iadesinde temerrüt günü ve dolayısıyla faiz başlangıcı günü olarak ihtar varsa o tarihi yoksa ise dava açılma tarihi veya takip başlatılma tarihi esas alınmıştır. Yargıtay kararlarında verilen birkaç kararı incelersek:
● ***Bölge Adliye Mahkemesi Kararı - İstanbul BAM, 46. HD., E. 2020/75 K. 2020/38 T. 24.9.2020 →***
tarihinden itibaren
“...fazlaya ait istek ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla 8.900-TL.’nin dava
işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar
talep ve dava etmiştir.
...8.900 TL kapora bedelini davalıya iade etmesi gerektiği kanaatine varılarak,
davanın kabulüne ilişkin hüküm kurulmuştur.”
Kapora bedeli çoğu zaman bağlanma parası olarak da geçmektedir.
Fakat birebir aynı anlama gelmezler. Kapora parası çoğunlukla bağlanma
parasıdır ama cayma parası dediğimiz kavram yerine kullanılmaz. Bu yüzden
de birebir aynı anlama geldikleri savunulamaz ama çoğunlukla kararlarda
bahsedilen kapora bağlanma parası niteliğindedir. Burada da kapora
bağlanma parası niteliğinde kabul edilmiştir ve dava tarihinden itibaren yasal
faizin işletilmesinin uygun görüldüğü görülmektedir. Davacı isteğini bu yönde
yapmış Bölge Adliye Mahkemesi bunun uygun olduğunu düşünerek bu isteğin
kabulüne ilişkin hüküm kurmuştur. Aksine ödeme gününden itibaren yasal faiz
başlatılacak gibi bir ifadede bulunulmamıştır.
● ***Yargıtay 3. HD., E. 2020/2712 K. 2020/5504 T. 7.10.2020 →***
“... 15/10/2012 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek reeskont ticari faizi ile
birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
... yapılan yargılama sonucu Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile, dava
konusu taşınmazda meydana gelen 280,00 TL hasarın dava tarihinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, “
Bu yargıtay kararında konu kira sözleşmesi olsa bile faiz ile birlikte
paranın geri iadesinde davacının isteği olan 15/10/2012 tarihinden itibaren
faiz süresini başlatmak yerine Yargıtay dava tarihinden itibaren faiz işletmiştir.
Yargıtay birçok kararında faiz işleme tarihi olarak dava tarihini esas almıştır.
Dava tarihini esas almasının sebebi ise davalının o tarihte temerrüde
düştüğünü varsaymasıdır. Bu dava da olduğu gibi daha öncesinden ihtar
gönderildiğine dair bir kanıt varsa mahkeme o zaman ihtarda belirtilen son
ödeme tarihinde ifanın yapılmaması durumunda borçlunun temerrüde
düştüğünü kabul eder ve o tarihten itibaren yasal faizin işlenmesine karar
verir. Yani yasal faiz işleme günü temerrüde düştüğü gün kabul edilir. Fakat unutmamak gerekir ki Yargıtay’da genel kabul dava tarihidir. İhtar veya ihtar
benzeri bir durum varsa daha öncesinden bunun mahkemeye sunulması ve
bu tarihten itibaren yasal faizin işletilmesinin istenmesi gerekmektedir.
“... Davacı, tahliye tarihi sonrası davalıya göndermiş olduğu 22.03.2013 keşide tarihli ihtarnamesiyle, kira bedellerinin ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren 3 gün içerisinde ödenmesini talep etmiştir. Söz konusu ihtarnamenin tebliğ edilip edilmediği hususu araştırılarak tebliğ edilmiş olması halinde ihtarnamede verilen 3 günlük sürenin son bulmasıyla birlikte temerrüt şartları oluştuğundan hükmedilecek makul süre tazminatına bu tarihten itibaren faiz işletilmesi gerekirken Mahkemece, dava tarihi itibariyle faize hükmedilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”
Aksi Görüş Kararı :**● ***İstanbul BAM, 43. HD, E. 2020/77 K. 2020/314 T. 19.11.2020 →*
“...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 5.000,00 TL kapora verildiğini, müvekkiline gösterilen yer ile satış sözleşmesinin yapıldığı yer arasında farklılıklar bulunduğunu, ilgili dükkanın yalnızca 60.000,00 TL edeceği ve aylık kira getirisinin ise 400,00 TL olduğunun anlaşıldığını, bunun üzerine müvekkilinin sözleşmeden dönmek istediğini ancak davalılar tarafından bunun mümkün olmadığının söylendiğini, akabinde davalılara sözleşmenin feshedildiği ve 5.000,00 TL'nin iadesi istendiği gerekçesiyle noterden ihtarname gönderildiğini, müvekkilinin iradesinin fesata uğratıldığını iddia ederek müvekkilinin davalılar ile imzalamış olduğu taşınmaz ön satış ve emlak komisyonculuğu sözleşmesinin feshedildiğinin tespitine, müvekkilinin ödemiş olduğu 5.000,00 TL bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir.”
İlk derece mahkemesinin burada bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile ödenmesini kabul ettiği görülmektedir. Fakat olaya detaylı bakıldığında burada ihtara gerek duyulmaksızın borçlunun temerrüde düşürüldüğü durumun olduğu görülmektedir. Yorumlara göre farklılık göstermekle birlikte haksız fiilin veya sebepsiz zenginleşmenin olduğuna kanaat getirilebilir. Bu durumlardan hangisi olursa olsun ihtar gerektirmeden borçluyu temerrüde düşürdüklerinden dolayı yasal faiz işleme ihtar tarihi veya dava açılma tarihi olarak esas alınamaz. Burada haksız fiilin işlendiği gün veya sebepsiz zenginleşme varsa zenginleşmenin elde edildiği gün yasal faizin işlenme günü olarak kabul edilecektir. Nitekim öyle de olmuştur. Burada ödeme gününden itibaren yasal faizin başlatıldığını ele alırsak sebepsiz zenginleşme hukuki sebebi ile bağlanma parasının iadesi istenmiş ve İstanbul Bölge Mahkemesi tarafınca bu istek kabul edilmiştir.
KAYNAKÇA
1. Yağcıoğlu,Burcu:“Bağlanma Parası, Cayma Parası Bunların Ceza Koşulu ile Benzerlikleri ve Farklılıkları”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt : 19, Özel Sayı, (2017), s.1207-1270.
2. Eren, Fikret: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 20. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2016, s.1113-1152.
3. Ekin,Ahmet&Demirocak,Ezgi.“BağlanmaParası,CaymaParasıveCeza Koşulu.” [ahmetekin.av.tr](http://ahmetekin.av.tr/), 19 Ocak 2024.
4. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 07.12.2021 Tarih, 2021/800 Esas, 2021/1587 Karar.
5. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 43.Hukuk Dairesi,19.11.2020 Tarih, 2020/77 Esas, 2020/314 Karar.
6. Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, 07.10.2020Tarih, 2020/2712Esas,2020/5504 Karar.
7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 46. Hukuk Dairesi, 24.09.2020 Tarih, 2020/75 Esas, 2020/38 Karar.
8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi,2014/6498Karar,2013/21340Esas.
9. Türk Borçlar Kanunu,6098 sayılı Kanun, Resmî Gazete,11.01.2011,m.
117/2, 118, 77, 156, 112, 124, 125/2, 119.





Yorumlar